Eylül 2022 Genel Kültür Züleyha Koç

Çatlakların Ardındaki Sırlar

Her şeyde bir çatlak vardır, ışık içeri böyle girer.” Leonard Cohen

Kusursuz olmak bizim için ne ifade eder? Bir çatlak veya kırık, bir nesnenin bütünlüğünü tehdit eder mi? Kusurlarımızı bir parçamız olarak benimsemek veya aslımızı bozmadan onarmak mümkün mü?

Temelinde Wabi-Sabi (kusurlu güzellik) inancı yatan Japon Kintsugi sanatında, hayatta hiçbir şeyin kusursuz olmadığına inanılır.[1] Kırıkları hasar olarak değil yaşanmışlık olarak gören günümüze kadar gelmiş bu sanat dalı, tecrübenin bilgelik getirdiğini savunur ve hayatı bütün unsurları ile değerli kabul eder.[2]

En genel tanımıyla Kintsugi, kırılan eşyayı yeniden birleştirme sanatıdır. Kırılarak varlığı hasar görmüş, bütünselliği bozulmuş ve belki de kullanılamayacak bir hâle gelmiş bir nesneyi sadece tamir etmekle kalmayarak daha kıymetli hâle getirmektir.[3] Kintsugi’nin gayesi kırık vazonun yeni gibi görünmesi değil, kusurlarıyla güzelleşmesidir. Hatta yeniden birleştirme sürecinin sonunda, çatlaklar altın veya gümüş tozuyla boyanarak vurgulanır.

Bir felsefe olarak Kintsugi, kırıkları saklamaz, çünkü yekpare olması kadar pare pare olması da onun tarihinin bir parçasıdır. Hem bir tasarruf kültürü olarak hem de affedici bakış açısıyla özellikle günümüzde üzerinde düşünmeye değer bir tekniktir. Belki de bu sanatı anlayabilmek için önce bir kırığın ne ifade edebileceğini anlamak gerekir.

Benim için en güzel ve değerli kırıklardan biri, herkesin bildiği türden: Annemin en sevdiği vazosu… Kendimi bildim bileli salonun köşesinde, kâh sahte kâh gerçek çiçeklerle dolu, mavi-beyaz seramik bir vazoydu. Yurt dışına taşınınca onu yanımızda götürmek yerine anneannemin evinde bırakmıştık. Yazlık, iki katlı bir evdi. Her yaz tatilinde o vazoyu orada görür, eski evimizin ve kendimizin bir parçasını, burada, ailemizle bırakmış gibi hissederdim.

Yaz güneşinin her yeri parlak sıcaklığıyla kuşattığı bir gündü. Üst katta kuzenlerimle oturuyorduk. Birbirleriyle yıl boyu beraber olan, bizi yılda birkaç hafta gören kuzenlerimiz; kardeşlerimle birlikte katılmak istediğimiz bir lise kulübü gibiydi. Birbirimizi kısa sürede tanımaya çalışır, bir yılda nasıl değiştiğimizi keşfetmeye uğraşırdık.

Böyle sohbet ederken koltuğun altına sıkışmış bir tenis topu gördük. Birlikte onu çıkardık, sonra da düşünmeden birbirimize atmaya başladık. Bol kahkahalı ve gürültülü bir şekilde, o küçük topla yakar top ve elim sende karışımı bir oyun oynamaya daldık. Eğlencemizin ortasında top, köşedeki o vazoya çarptı. Bir şangırtıyla kırılıverdi vazo.

Bizi harekete geçiren, alt kattan büyüklerin, “Ne oldu, o gürültü de ne?” sorularıydı. Panik içinde parçaları topladık, birimiz el süpürgesini getirirken minikleri, oyalama göreviyle alt kata gönderdik. Onlar, “acıktım, susadım” diye karışıklık çıkarırken kırık parçaları toplayıp bir Japon yapıştırıcısı bulduk. Biraz zaman alsa da büyük parçaları bir araya getirdik. Çatlakları kuzenimin simli bantlarıyla sardık.

Büyük ihtimalle büyükler ne yaptığımızı anlamışlardı. Gürültümüz ve hareketlerimizden değilse bile, vazoyu birden süslenmiş görünce hikâyeyi tamamlamak zor değildi. Ama kimse bize kızmadı, bir şey demedi. Her yaz tatilinde o vazo süslü bantlarıyla oradaydı. Kuzenlerimizle geçirdiğimiz mutlu anılarımızın bir hatırası olarak…

Kırıklara değer vermek… Kintsugi’nin gayesi tam da bu. Hem tamir etmeye harcanan emek hem de kırılsa bile tamir edilmiş olmasıyla nesneye verilen değeri ve onun vazgeçilmezliğini, apaçık bir iftiharla sergiler.

Bir nesnenin kırılması, değerini kaybetmesi demek değildir. Bu hüküm, hasar görmüş her şey için geçerlidir. Hata yaparak keşfeden ve öğrenen biz insanlar için de büyük bir ümit taşır.

Kırılmak, hassaslık ve savunmasızlığımızı gösterse de yeniden bir araya gelmek ve iyileşmek bizim gücümüzü ve dayanıklılığımızı artırır. Çatlaklarımız, hatalarımızdan ders aldığımızın da bir delili değil midir? “Kırıldı bir kere, artık çok geç!” diye bir kenara atmak yerine vazgeçmeden onarmaya çalışmak daha mantıklı olmaz mı? Bir kutsî hadiste şöyle buyurulur: “Ey Âdemoğlu, günahların yerle gökleri dolduracak kadar olsa da bana istiğfar edersen onları bağışlarım.”[4] Evet, beşer şaşar, ama tövbe kapısı açıktır. En büyük kusur, o kusurunu görmemektir. O zaman hatalarımızı düzeltmek için emek harcamak değerli bir uğraş değil midir? Gönül kırıklıkları bile samimiyet ve ilgiyle tamir edilip eskisinden daha kıymetli ilişkilere yol veremez mi?

Öte yandan tamir ederken eserde yapılan değişiklikler ve orijinal hâlin korunmasıyla ilgili meşhur “Theseus’un Gemisi” paradoksunu hatırlayalım. Atina’da hatıra olarak uzun süre muhafaza edilen Theseus’un gemisinin zamanla çürüyen tahtaları yenileriyle değiştirilir. Bu durumunda, gemi hâlâ Theseus’un gemisi sayılır mı, yoksa başka bir gemi hâline mi gelmiştir?[5]

Değişmek, eski hâlini yok etmek midir, yoksa geçmişten ders alarak gelişmek midir? Kırıklarımızı tamir etmek için tamamen mi değişmeliyiz?

Onarmak ve iyileşmek, hassas bir süreçtir. Nesneye, sanatkâra ve kırıklara yeni bir gaye veren Kintsugi, hataları kabul edip gizleme ihtiyacı hissetmeden düzeltmesiyle takdire şayan bir bakış açısı sunmaktadır.

Her şeyde kusursuzluğun arandığı, zamanla ve kullanımla değişmenin kaçınılmaz olduğu nesnelerde bile bunların eksiklik olarak gösterilip yok edilmeye çalışıldığı bir dönemdeyiz. Hâlbuki eski kırılmışlıkları iyileştirerek pırıltılı bir ize dönüştürmek, üzüntülerimizi ve sıkıntılarımızı gömmeden çözmek güzel olmaz mı? Kintsugi sonrası bir vazo ilk hâlinin aynısı olmaz, ancak gördüğü sevgi ve ilgiyle zamana direnişini gösteren değerli bir esere dönüşür; bir hatıra, delil ve ümit olarak…

Bütün kırıklarım ve o kırıkları tamir etme fırsatım olduğu her gün şükrediyorum.

Dipnotlar

[1] “Japon Kültürüne Yakından Bakış: Kintsugi Felsefesi Nedir?”, www.sanatperver.com/kintsugi-felsefesi-nedir/amp/

[2] “Kintsugi Nedir? “Yaşanan her şey değerlidir!” diye sessizce haykıran Japon sanatı!”, www.olaganustukanitlar.com/kintsugi-nedir-yasanan-her-sey-degerlidir-diye-sessizce-haykiran-japon-sanati/amp/

[3] “Bir Dönüşüm Felsefesi : Kintsugi Nedir?”, www.isbank.com.tr/blog/kintsugi-nedir

[4] Tirmizî, Deavât, 98.

[5] “Identity, Persistence, and the Ship of Theseus”, faculty.washington.edu/smcohen/320/theseus.html

Benzer Yazılar