Yazar: Meirim Kazybek
Fotoğrafçılığın Gelişim Tarihi
1727 yılında Alman kimyager Johann Heinrich Schulze, gümüş tuzlarının ışığa duyarlılığını keşfetmiş. Bu tuzlar, ışık altında kararırken, karanlıkta değişmeden kalıyormuş.
Örneğin, gümüş klorür (AgCl) ışığa maruz kaldığında kararıyor ve gümüş metali (Ag) açığa çıkıyordu:
2AgCl + Işık → 2Ag + Cl₂
Kısa süre sonra, oluşan görüntüyü kalıcı hâle getirmek için amonyak (NH₃) çözeltisi kullanılarak ışığa duyarlı olmayan gümüş klorür çözülüp temizlenmeye başlanmış:
AgCl + 2NH₃ → Ag(NH₃)₂Cl
Bu yöntemle, artık ışık etkisi görüntüyü değiştiremiyordu ve görüntü sabitlenmiş oluyordu.
Fotoğrafçılıkta bir sonraki aşama, “dagereotipi” (daguerreotype) olarak bilinen yöntemin geliştirilmesi oldu. Bu yöntem, gümüş iyodür (AgI) tabakasının ışığa duyarlılığına dayanıyordu.
İlk fotoğraf 1826 yılında, Fransız mucit Niépce tarafından çekilmiş. Tabi o zamanki teknoloji bugüne kıyasla ilkelmiş. Kara bir kutu, çeşitli kimyevî maddeler ve metal plaka kullanılmış. Bulanık ve siyah-beyaz olan görüntünün oluşması için 8 saat beklenmiş.
Her alanda olduğu gibi görüntü alma (fotoğrafçılık-video) teknolojisi de çok hızlı gelişiyor. Günümüzde neredeyse herkesin telefonunda kamera var. Kameralar kalemlere, saatlere yerleştirilebiliyor. İnsanlar, internet üzerinden evlerini, iş yerlerini hatta okuldaki çocuklarını takip edebiliyor. MOBESE kameralarıyla trafikte olup biten her şey izlenebiliyor. Uydularla neredeyse dünyada olup biten her şey gözlemlenebiliyor.
Benzerlikler
Peki, başımızdaki kameralardan haberimiz var mı? Kamera ve fotoğraf makineleri, gözlerimizden ilham alınarak geliştirilmiştir. Kamerayı meydana getiren parçalarla göz yapımız arasında birçok benzerlik vardır.
Mesela, kameralarda da göz merceğimize benzer mercek vardır. Diyafram açıklığı, göz bebeğimiz gibi ışığın geçişinin olduğu yerdir. Diyafram ise iris gibi ışık miktarının ayarlandığı kısımdır. Kameraların filmi, retina tabakası gibi görüntünün oluştuğu bölümdür.
Tabi bunlar sadece kamera ile gözün benzetilen kısımlarıdır. Aslında, gözümüz otuzdan fazla kısımdan meydana gelmektedir. Saniyeden çok daha kısa bir sürede bütün bölümler birbiriyle uyumlu olarak çalışır ve beynimizin görme merkezinde görüntü oluşur. Biz farkında olmasak da gözümüzün bölümleri her an birbiriyle irtibat hâlindedir. Bu parçalardan herhangi birinde problem olsa, görme hadisesi gerçekleşmeyecektir.
Çok Daha Üstün
İnsan gözü, ışığı algılama ve işleme sürecinde her bir parçası kritik rol oynayan karmaşık bir optik sistemdir. Evet, kameralar yapı olarak gözümüze benzemektedir. Fakat gözlerimizin, günümüzdeki en gelişmiş kameralardan çok daha fonksiyonel ve kaliteli görüntü sağladığını biliyor muydunuz?
Mesela, kameralarda her seferinde elle ya da otomatik olarak odaklama yapılırken gözlerimize çok daha kısa sürede ve kesintisiz odaklama yapabilme kabiliyeti verilmiştir. Konum ya da yön değişikliklerinde kameralarda ayar yapmak gerekirken, gözlerimizin buna ihtiyacı yoktur.
Gece çekimlerinde, bütün ayarlara rağmen kaliteli çekim yapılamazken, gözlerimizin karanlığa kendini adapte edebilme kabiliyeti vardır. Kameralarda güneş, lamba ve mum gibi ışık kaynaklarına göre parlaklık ayarları yapılması gerekirken, gözlerimiz otomatik olarak kendini ayarlar.
Kameralarla ancak iki boyutlu çekim yapılabilirken, gözlerimiz şekil, renk ve ebatları üç boyutlu algılar ve beyne iletir. Kameralarda çekim kalitesi arttıkça hafızada kapladığı yer de artar; fakat gözlerin böyle bir sıkıntısı yoktur. Gözlerimizin pil ya da elektrik şarjına ihtiyacı yoktur. Görmek için gözümüzü açmamız yeterlidir.
Kaç Megapiksel?
Megapiksel, görüntü kalitesi göstergelerinden biridir. Milyon tane noktayı ifade eder. Nokta sayısı ne kadar çoksa, megapiksel yani görüntü de o kadar ayrıntılıdır ve nettir.
Videolar da fotoğraflardan meydana geldiği için aynı şey geçerlidir.
Utah Üniversitesi’nden bazı bilim adamları, görüntü kalitesine etki eden bütün faktörleri göz önünde bulundurarak bir çalışma yapmış. Neticede, gözümüzün 576 megapiksel kalitesinde gördüğünü ortaya koymuşlar. Her şeyi ihtiyacımıza göre yaratan Rabbimiz, görme hususiyetimizi de bu şekilde takdir etmiştir.
Günümüzde sıradan fotoğraf makineleri 20-30 megapiksel kalitesinde çekim yapmaktadır. Şu anda bazılarınız telefonunun megapikseline bakıyor olabilir!
Diğer Özellikler
Gözlerimiz, farklı renkleriyle yüzümüze apayrı bir güzellik katar. Çift göz, estetik olarak mükemmeldir; hem simetriktir hem de daha geniş açılı ve üç boyutlu görmemizi sağlar.
Gözümüz, kaşlarla alın terimize ve yoğun ışığa; kirpiklerimizle de tozlara karşı korumaya alınmıştır. Saçlarımız durmadan büyürken, kirpik ve kaşlarımızın enteresan bir şekilde, belirli bir zaman sonra büyümesi durmaktadır.
Gözümüz, önemine binaen çok korunaklı bir şekilde kafatası boşluğuna yerleştirilmiştir. Çepeçevre kemik doku ile muhafaza altına alınmıştır. Hem yedek olarak iki adet yaratılmıştır. Birini kaybetsek bile görmeye devam ederiz.
Şükür
Gözümüz, El-Basîr (her şeyi görüp gözeten) ismine ayinedarlık eder.
Evet, gözümüz görüntüyü algılamakla (idrak etmekle) vazifelendirilmiştir. Fakat ışık olmadan göremeyiz. Gözümüz, ışık enerjisini biyolojik elektrik enerjisine çevirir.
Birbirleriyle olan bu ilişkiden anlıyoruz ki, ışığı yaratan, aynı zamanda gözü de yaratmıştır.
İnsanların olduğu gibi hayvanların gözleri de ihtiyaçlarına göre yaratılmıştır. Mesela, gece avlanan bazı hayvanlar, geceleri insandan daha iyi görmektedir. Su altında yaşayanlara da ona göre göz verilmiştir.
Bütün organlarımız gibi gözümüz de mükemmel yaratılmıştır. Göz, muhteşem bir yaratılış harikası ve bizlere emanet edilmiş bir nimettir. Gözlerimiz sayesinde harika yaratılışın güzelliğini görüp tanıyabiliriz.
Öyleyse; onu hem korumak hem de şükretmek durumundayız.
Gözümüzün sağlığı çok önemlidir. Balık, meyve-sebze, süt ve süt ürünleri, gözümüze faydalı gıdaların başında gelmektedir.