Bilim Kasım 2021 Numan Erciyes

Vücudumuzdaki Sıvılar

1912’de Fizyoloji-Tıp sahasında Nobel Ödülü alan Fransız cerrah ve biyolog Dr. Alexis Carrel (1873–1944), meşhur kitabının adını İnsan Denen Meçhul koyar. Aradan yaklaşık bir asır geçmiş ve insan vücudu ile ilgili harika tespitler yapılmış olsa da bütün organlarımız ve sistemlerimizin henüz tam olarak nasıl çalıştığı aydınlatılamamıştır.

Kalbimiz, gözümüz ve beynimiz gibi birçok organın nasıl bir işleyişe sahip olduğuyla ilgili genel malumat sahibi olunsa da bütün fonksiyonları ve her bir bölümü tam mânâsıyla bilinmemektedir. Ayrıca beyin dokuları ile şuur arasındaki ilişki, organların gelişmesiyle zihnî ve ruhî faaliyetler arasındaki alâka, rüya ile gerçek hayat arasındaki bağlantı gibi birçok konu hâlâ araştırma konusudur.

Vücudumuzdaki sıvılar da birçok yönüyle gizemini koruyan bedenimizin unsurlarındandır. Vücudumuzda; gözyaşı, tükürük, kan, mide suyu ve idrar gibi her birisinin kendine has özellikleri olan sıvılar vardır. Gerektiği yerde, gerektiği zaman ve ihtiyaç olduğu kadar salgılanan bu maddelerin, sadece asitlik ve bazlık özelliklerini ele alsak bile mükemmel fonksiyonları oldukları görülmektedir.

Gözyaşı; kaş ile üst kirpiklerin arasında, kulaklar tarafında bulunur ve Rabbimizin ilmi, emri ve kudretiyle gözyaşı bezleri tarafından ihtiyaç kadar üretilir. Gözün sağlıklı çalışabilmesi için, bütün unsurların görevlerini tam olarak yerine getirmesi gerekir. Gözyaşı bezleri de bunlardan biridir. Bu bezler çalışmazsa, gözümüz beş on dakika içinde kurur ve fonksiyonunu tam olarak yerine getiremez. Gözyaşının gözümüzü nemlendirmenin yanı sıra temizleme görevi de vardır. Bu arada, hareket ederek gözyaşını göze yayan göz kapaklarımızın vazifesi de unutulmamalıdır.

Hayatî organlarımızdan biri olan gözün mikroplara karşı korunması çok önemlidir. Gözyaşında bulunan “lizozim enzimi”, birçok bakteri türünü parçalayabilme ve mikrop öldürme özelliğine sahiptir. Sonsuz bir hikmet ve rahmetin cilvesini yansıtan bu enzim sayesinde göz, enfeksiyonlardan korunur.[1] Bu maddenin fonksiyon görmesi için gerekli olan ortamın bazlık derecesi (pH)[2] 7,45’tir. Aksi takdirde ya gözümüz tahriş olur ya da bakterileri öldüremezdi.

Tükürük; dil altı, çene altı ve kulak altı diye adlandırılan bölgelerde bulunan tükürük bezlerinden gerektiği zaman salgılanan bir sıvıdır. Tükürük, ağzımızdaki kuruluğu giderme, yediklerimizi yutabilme, besinlerin tadını alabilme ve konuşabilme fonksiyonlarımız için olmazsa olmaz bir maddedir. Tükürük olmasaydı, katı hiçbir şey yiyemez, sadece sıvı gıdalarla beslenmek zorunda kalırdık. Tükürük; ekmek, pirinç ve makarna gibi karbonhidratların sindiriminin başlamasını sağlayan bir sıvıdır. Ayrıca bu sıvının, ağızdaki birçok bakteriyi etkisiz hâle getirme özelliği vardır. Bunun yanı sıra tükürük, dişler arasında kalan yiyecek artıklarını parçalamaya devam eder. Bu sıvıda bulunan “pityalin enzimi”, sindirim için üretilen özel bir kimyevî maddedir.[3] Tükürüğün bütün bu fonksiyonları yerine getirebilmesi için pH 6,2–7,6 aralığında olmalıdır.

Rabbimiz tarafından midede yaratılan “mide suyu” (veya mide asidi); asitlik derecesi, midenin dolu olup olmamasına ve dolu ise ne tür gıdalarla dolu olduğuna göre değişen bir sıvıdır. Bu sıvı içindeki “pepsin enzimi”, gıdaların sindiriminde rol oynar. Pepsinin iyi şekilde çalışabilmesi için ortamın uygun bir asitlik derecesine sahip olması gerekir.[4] Midemiz boşken pH seviyesi 5–6 arasındadır. Bir şeyler yemeye başladığımızda, bu seviye salgılanan asitle birlikte 3’ün altına iner. Bu asitlik seviyesi o kadar kuvvetlidir ki demir gibi metal parçalarını bile tamamen çözebilir. Temas ettiğimizde elimizi yakabilen, metali kısa sürede çözebilen bu asidin midemizdeki faaliyetlerinden haberimiz bile olmaz. Çünkü midemizin iç duvarını oluşturan hususî yapılı mukoza tabakası, midemizi ve diğer organlarımızı koruyacak şekilde yaratılır.

Kan; neredeyse vücudumuzun her noktasına ulaşan, hücrelere sürekli oksijen ve gıda taşıyan en önemli sıvıdır.[5] Kanımızın normal pH değeri 7,35–7,45 aralığıdır. Değerin bu seviyede tutulması o kadar hassastır ki 7,35’ten aşağısı olması, organizmada bir tür kan zehirlenmesine sebep olur. pH değerinin 7,2’den az olması ise ölümle neticelenebilecek büyük problemlere yol açabilmektedir.

Asitli ya da bazik her türlü gıdayı tüketmemize rağmen muhteşem vücut sistemimiz, kanımızdaki bu değeri belirli seviyede tutacak şekilde programlanmıştır.

Vücudumuzdaki sıvıların sadece asitlik ve bazlık özelliklerini incelediğimizde bile, Rabbimizin hikmetli ve harikulade sanatları görülebilmektedir.

Dipnotlar

[1] www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK234121

[2] pH, bir çözeltinin asitlik veya bazlık derecesini tarif eden ölçü birimidir. 7’den küçük ise asidik, büyükse bazik olduğunu gösterir.

[3] www.healthline.com/health/ph-of-saliva

[4] sciencenotes.org/what-is-the-ph-of-the-stomach

[5] www.healthline.com/health/acidosis