2025 Edebiyat Nale Zar Nisan 2025

Babasıyla Tatlı Yiyen Kızlar

Yazar: Nale Zar 

Babamla ilk tatlımızı, beni koluna takarak tamamen spontane şekilde teklif ederek götürdüğü, o zamanlar benim gözümdeki gelmiş geçmiş en afili AVM’de yedik. Her ne kadar spontane dediysem de yapılan teklifin hemen ardından o küçük aklımla özene bezene süslenmiş, babasıyla “date’e çıkma”nın verdiği o dünyanın en özel kadını olma hissini deneyimlemiştim. Babam benimle tatlı yemek istemişti! Ailecek değil, tüm kardeşlerimle toplaşarak da değil; benimle, baba-kız baş başa! Menüden istediğim tatlıyı seçtim. Ki kalori miktarı tasası olamayacak kadar küçüktüm. İçten gelmiş öylesine bir gün: Özel bir konu yok, halledilmesi gereken bir problem yok. Havadan sudan konuşmuştuk. Ve bana kendimi çok yetişkin hissettirmişti o akşamki tatlı. Çocuk muamelesi görmediğim nadir bir andı, o kadar. Sırf babamın içindeki sevgi pıtırcığının tencereden fırlayan bir mısır patlağı gibi önüme düşmüştü babamla o özel anım. Ülkenin en şık restoranı, en güzel köşe, en güzel tatlı, benim için dünyanın en değerli erkeği… 10 yaşındaki bir kız çocuğu hayatında o baş başalığın hazzı dışında ne isteyebilir ki!

Ne tatlı bir anı. Babasıyla arasında asma köprüler bulunan insanların aksine sapasağlam beton ve demirlerle bağlamıştı babam beni kendine. Bir kız çocuğu babasını ne kadar idol olarak alabilirse, ona ne kadar âşık olabilirse, onunla ne kadar övünç duyabilirse ben de o kadar duydum o gece. Şımarıklığını bolca yaşadım o babaya sahip olmanın. “Ben sizinle iftihar ediyorum” lafını her deyişinde iftihar kelimesinin ne olduğunu bin kez unutmuş olsam da babamdı işte o benim; bize, kızlarına “yuvamın aksesuarları” diye hitap eden o naif adam. Kelimelerle bizi büyüleyip sürükleyen kavalcı. Gözüne girmek istediğim o kutsal portre… Her mektep sınıflarında asılı olan kutsal devlet başkanı portresi gibi kafamın içinde, hep en baş köşede.

Önemli olan yaşadıklarımız ve tecrübelerimizden ziyade onlarla olan “reflection”larımız (bize kazandırdıkları üzerine düşünme) ise eğer, ben dönüp dönüp düşünüyorum: Bu mutluluğu… nasıl hak ettim? Ki herhangi bir şeyi hakkettim mi ki.. Bir zekatı olabilir mi o mutluluğun? Tefekkürü edilebilir mi?.. Ve sadece hatırada değil, kalıcı olsun istiyorum o günkü anının.

Babası İçin Çırpınan Kızlar Listesi

Işıklı bir restoran, mütevazı bir tatlı tabağı, bir baba, bir de kızı. Pederi ve kerimesi. Fotoğraf, bir selfie çekimi. Kare, baba tarafından çekilmiş. Çünkü büyük ihtimalle kızına ısrar etmiş “Gel beraber tatlı yiyelim seninle” diye. Şaşmış kızı, babam benimle ne konuşmak ister ki, diye. “Yoo hiiç, öylesine canım, bir sebebi yok bu tatlının. Baba-kız bir tatlı yemek için sebebimiz mi olmalı ki?” Sonrasında da yine babanın teklifi ile bir fotoğraf pozu. Genç kızının jenerasyonunun trendlerini o da bilip takip etmeli, öyle değil mi? Garsona verip çektirmek yerine, delikanlılar gibi bir özçekim patlatmak: ve al işte, kızı için güne ufak bir hatıra daha. Kız çocuğu, kendisine yapılan jestlerle mesut bir ruh hali içinde.  Babayla tatlı yemenin özel hali bu. Maddenin 3 hali var demişler, katı-sıvı-gaz. Sonra 4. plazmayı eklemişler. Plazma, varla yok arası bir madde. Elinle tutamazsın, bir şekle sokamazsın. Bu kare de ruhun bilmem kaç halinden biri işte. Hissettirdiği duyguları belki tam anlatamazsın. Foto, karesine sığabildiği kadar.

…Ha ben, ha komiserin kızı bu mutlu karede. Her kız çocuğu babalarıyla tatlı yerken hemen hemen aynı duyguları hisseder eve döndüğünde. Oysa şimdi içinde baba olmayan o baba ocaklarında bir huzursuzluk, insanın içini basan bir sıkıntı. Tatlılarda tatsızlık, gülüşlerde burukluk. Babalarımızı yücelteceğimiz yaşları kopardılar ve bizi olgunluk sofralarına oturttular. Şımarıklıkla yaşayacağımız hatıralar ellerimizden alındı, yerine daha yetişkinlerin yapacağı olgun muhabbetler sıkıştırıldı. Olgun jest ve mimikler, olgun oturup kalkmalar. Babalarımıza yabancılaştırıldık ve dahi onlardan uzaklaştırıldık. Halbuki kaptan bellemiştik onları ve rotamızın yeniden düzeleceğini düşündük terk ettikleri gemiye onlar tekrar geri döndüğünde. Bir de baktık ki, gemi kaptana yabancı, kaptan mürettebata. Mürettebat istikamete odaklı belki ama kaptansız yolculuk titrek yürekleri ürkütüp durmakta. Ve eski güzel gemi hatıraları, hafızalarımızda dolanmakta.

Bir tivit. “Çok özledim baba hâlâ inanamıyorum olanlara. Babamın bu acı hastalıkta bize her şeyden çok ihtiyacı var lütfen sesimizi duyuralım. Geç teşhis konulmuş bir kanser hastası bu durumu tek başına atlatamaz. Babam için acil tahliye istiyoruz.”

Bir ağıt. “ Bakmaya doyamadığım, öpmeye kıyamadığım canım babamı el birliği ile öldürdüler! ”

Ve Sayılar

“…geçtiğimiz eylül ayında babamın 10 yıllık cezasının 6.5 yılını yattıktan sonra gelen denetimli serbestlik hakkının verilmemesi…” Ezberlenecek ne çok sayı, ne çok kanun maddesi!.. Akılda tutulan birçok tarih de cabası. Bu kakofonide izah edilmeye çalışılan ‘kafkaesque’ durumlar. Lafa nerden başlamak lazımı açıklıyor ya hani Chomsky savaştaki mağdurlardan bahsedelim savaştan konuşmadan önce diye; sahi, lafa nerden başlamak lazım? Şüphesiz ki, aciz her varlığa taviz verilen şu evrende, sabıkalı/mahpus/hükümlü şucu bucu ithamlarının ötesini, bir deniz kabuğuna kulak verme hassaslığı içinde dinlemek lazım bütün rağmenlere rağmen. Kalp kırılan yerde Kabe’nin dahi ehemmiyeti yok, kız çocukları tatlı yiyemeyecekse babalarıyla o ülkenin kanunlarının ve o milletin diğer tüm gündemlerinin bir esprisi yok.

Eski dünyaların senaryosunda küçük çocuklar kaçırılır ve onlar için fidye istenirdi. Yeni dünyaların senaryosunda babalar kaçırılıyor. Etler lime lime, gözyaşları sular seller, ne çare! Bir fiilin ve yüklemin soru işareti ne kadar korkunç olabilir? Kaçırılan bir baba ve onun nereye götürüldüğünün gizemi bu. İçeri tıkılan bir baba ve ona ne olduğunun soru işareti bu. Yurtdışına topuklayan bir baba ve onun nereye gittiğinin sorusu bu. Lanet? Belirsizliğin laneti. Günün sonunda, upuzun bi Babası İçin Çırpınan Kızlar Denizi Türkiye’si.

Roma hayırseverliği adında bir destan varmış. Efsaneye göre, hücresinde aç bırakılarak ölüm cezasına çarptırılan Kimon adında bir baba ve görüşlere gelip gittikçe babasını emziren lohusa kızı Pero. Anlatıdan ilham alan pek çok eser bırakılmış Roma ve Grek elinde. Bi’ deri bi’ kemik kalmış o idam mahkumunu emziren kadının resmi dolanır geçmişten günümüze. Hani kimdi fail, kimdi münfail. Babalardı kızlarını etkilemesi, onların hayatlarına dokunması gereken. Şimdi ise kız çocuklarının aksiyona geçmesi ve adımları etkiliyor babalarının hayatını. Hangi rol kimindi, tatlıyı kim ısmarlardı? Zulüm-zalim-mazlum Bermuda üçgeninin her güne bir yenisi eklenen mazlumları, kutsal kadınları. Dört yanımızı kuşatmış babası için çırpınan kızları. Günümüz Pero’ları. İşkembe kaldıran Fatıma’ları. Bu yazı cephe önündeki kız çocukları için yazıldı. Babalarının kalkanı. İftihar dekorları.