2026 Betül Yenilmez Şiir Temmuz 2026

Bahara Emanet Kalanlar

Betül Yenilmez

Bugün onu aradı gözlerim.
Aynı havayı solumamış, göz göze gelmemiş olsak da,
gönlüm elinde bir fenerle dolaşıyor;
bir ümit, onu bulmaya çalışıyor.
Rüyalar yokluğunu hissedip kabuslara fısıldıyor.
Battaniyem kısa bu gece;
açıkta kalan ayaklarım, üşüyen ruhuma sesleniyor:
“Zavallı yetim,” diyor.
“Zavallı yetim…”

İnsan hiç görmediği birini özler mi?
Bugün öğrendim cevabını.
Meğer özlemek için sevmek yetiyormuş.
Ama sevmek, özlemi dindirmiyormuş.
Çünkü hâlâ eksiğim.
O gittiğinden beri eksiğim…

Gidecek olan biri, önce gelir.
Gönlüne dokunur, bir iz bırakır.
Sonra vedasını eder;
ama bazen o veda, eksik bir kalbe uğramadan geçip gider.
O geldi… yüreğime değdi.
Ama dünyaya dediği “hoşçakal”ı
benim yüreğime hiç demedi.

Hayat, yetim olarak da olsa devam ediyor.
Ama bir yetime nasıl devam eder ki hayat?
Çorabının söküğünü, ruhunun öksüzlüğünü kabullenerek mi?
Yoksa her sabah yeniden başlayarak,
eksikliğiyle yaşamayı öğrenerek mi?

Sağımda sonbahar rüzgârı esiyor,
şalımı havalandırıyor.
Hafif hafif yüzümü okşayıp,
her hasretin bir vuslatı olduğunu hatırlatıyor.
Bir gemi yaklaşıyor kıyıya.
Acınası hâlimi görüyor olsa gerek,
yolcularını teker teker uyarıyor:
“Ellerinizi sallayın,” diyor.
“Ellerinizi sallayın…”

Gittiğin günden beri
şu sonbaharın kurumuş yaprakları
takvim yaprakları gibi.
Sanki vedasız vedan üzerinden geçen zamanı hesaplıyorlar.
Ellerimde bavullar, sırtımda çantam…
Kalbimden taşan sevgiyi içlerine doldurdum.
Sen durma! Yürü ruhunun ufkuna!
Ben, gönlümdeki bu aşkla,
ölünceye dek beklerim seni bu limanda.

Belki uğrarsın rüyalarıma,
sesin karışır dualarıma,
gönlün yine aç ruhuma dokunur;
bir çare olur yalnızlığıma.
Bahara emanet edip gittin bizi,
ama sensiz geçen baharların
kışlardan bir farkı yok ki!

Şefkatinin sesi bir boşlukta yankılanıyor.
Binalar ışıl ışıl gözümü kamaştırıyor.
Işıklar dalgalı denize çarpıp gökyüzüne yansıyor.
Sabah olurken,
gündüz mü geceyi yutuyor,
gece mi gündüzü,
emin olamıyorum.
Zamanın da sensiz anlamı yok çünkü.

Şu soğuk,
bu hissettiğim kimsesizlik
terbiye ediyor nefsimi.
Boğazıma oturtuyor bir yumru gibi heveslerimi.
Ruhum kırışıyor, adına yaşlılık değil olgunluk deniyor.

Bazen mırıldanıyorum:
“Sevdalısı olduğun bakiye kavuştun,
ne olur beni de al yanına.”
Güneş doğarkenki şu kızıl deniz iletiyor mu sana?

Bir anda darıldım bu dünyaya.
Ne kızgınım, ne de öfkeli…
Sadece kırgınım.
Martılar artık cıvıldamıyor, sadece simitlerimi çalıyor.
Gemiler limanda salınıp denize bir melodi armağan etmiyorlar.
Sadece limandan ayrılıyorlar.
Gidiyorlar…
tıpkı senin gibi.

Artık beklemek bile yoruyor beni.
Gözlerim seni aramaktan değil, seni görememekten yorgun.
Evimden, barkımdan kovuldum, gurbette boğuldum, hicrette kayboldum.
O dar zamanlarda iğne iplik ile geldin yanıma — vaazlarınla mı?
Gözyaşlarınla mı? Bilmem…
İlmek ilmek ördün Allah aşkını, yaralarımı kapattın.
Bak ezan okunuyor, baki sevgilin beni çağırıyor.
Namaz için camiye doğru adımlanırken onları görüyorum elele,
limanın kenarında oturmuşlar.
Onlar kim biliyor musun?
Onlar senin vedanla benim vefam.