2026 Edebiyat Rana Özçelik Temmuz 2026

Sessiz Vedanın Hikâyesi

Rana Özçelik

Okuldan çıkıp yarı zamanlı olarak çalıştığım yaşlı ve hasta bakım evine geçtim. İsveç’in sessiz bir kasabasındaki bu bakım evinde geçireceğim gecenin, meslek hayatımın en unutulmaz nöbetlerinden biri olacağını henüz bilmiyordum. Gündüz personeli hastaların durumu ile ilgili raporu verirken hayli yorgundum. Bir hastamızın son zamanlarını yaşadığını öğrendim. Ölümü beklenen hastaların yanında 7/24 birilerinin kalmasını istiyorlardı. Bu görev genellikle daha tecrübeli personele veriliyordu. Sorumlu hemşirelerimizden birisi yaşımın gençliğinden duyduğu çekingenliği hissettirerek “Son saatlerini yaşayan bir hastamız var, bu gece onun yanında kalabilir misin?” diye sorunca tereddütsüz kabul ettim.

Raporu alıp yaşlı hastamın odasına girdim. Koridorun loş ışığı odanın kapısından içeri süzülüyor, duvardaki saatin düzenli tıkırtısı sessizliği daha da belirgin hâle getiriyordu. Gündüz personeli bakımını yapmış, çarşaflar değişmiş, oda havalandırılmıştı. Yavaşça yanına yaklaştığımda gözlerini açıp gülümsedi. Elini tuttum, ince ve zarif ellerinin kanı tamamen çekilmiş gibiydi. Memnuniyetini ifade eder gibi elimi sıkmaya çalıştı ama gücü yetmedi. Kendimi tanıttım ve bu gece onun yanında kalacağımı söyledim.

“Nasılsın?” dedim.

“Teşekkür ederim.” dedi, hafif bir sesle.

Gözlerini kapattı, tekrar uykuya daldı.

Dosyasına baktım. Doksan yaşındaydı. Çocuğu yoktu ve eşi de hayattaydı.

İki saat geçti. Hastamın yanından ayrılmadan beklerken yapacak bir işim olmadığı için odanın sessizliğinde, ezberimdeki sureleri içimden okumaya başladım. Ayetlerin huzur veren tınısı, bana olduğu kadar odaya da sükûnet yayıyor gibiydi. Bir ara gözlerini açtı. Ağrısının olup olmadığını sordum. Tebessüm ederek hiç ağrısı olmadığını, kendisini çok iyi hissettiğini söyledi. Ardından bir şeye ihtiyacı olup olmadığını sordum.

Duş almak istediğini söyledi.

Hızlı adımlarla diğer hemşire arkadaşımın yanına giderek hastamın isteğini ilettim. Arkadaşım kendi hastasını diğer personele devredip birkaç dakika içinde yardım için yanıma geldi. Bakım evinin rutini böyleydi. Hiçbir hastanın makul isteği ertelenmiyordu. Bu kural son saatlerini yaşayan hastalar için de geçerliydi.

Hemşire arkadaşımla birlikte yaşlı teyzemizin istediğini yerine getirdik. Saçını taradık, istediği elbiseyi giydirdik. Yorgundu, nefes almakta zorlanıyordu ama mutlu olmuştu.

Başka isteği olup olmadığını sorduğumuzda eşini görmek istediğini söyledi.

Hemen eşini aradık. Ancak amcanın ne arabası ne de kendisini getirip götürebilecek bir yakını vardı. Gece vaktiydi ve ulaşım imkânının olmadığı, şehre uzak bir yerde yaşıyordu.

“Sabah gelebilirim,” dedi.

Bunu söylerken sesi titriyordu.

O sırada teyze yeniden uykuya dalmıştı.

Gece ilerledikçe odadaki sessizlik daha da derinleşti. Arada yalnızca nefes alışverişi ve duvardaki saatin sesi duyuluyordu. O uyurken ben sessizce ezberimdeki ayetleri okumaya devam ediyordum. Yaklaşık her yarım saatte bir uyanıyor, konuşmakta zorlanmasına rağmen eşinin adını sayıklıyordu. Ben de her seferinde sabah geleceğini söylüyordum.

Bu umut muydu ağrılarını alan, yoksa verilen ağrı kesicilerin etkisi miydi bilmiyorum ama yüzünü tatlı bir huzur kaplamıştı.

Sabah olup nöbetim bittiğinde nabzı iyice yavaşlamış, nefesi neredeyse hissedilmiyordu. Son kez eşinin adını sayıkladı. Gözlerini zoraki açıp tekrar teşekkür etti, hiç ağrısı olmadığını tekrarladı.

Son nefesini verdi.

Son anında eşinin gelmesini ve onun son mutluluğuna şahit olmayı çok istedim ama nöbetim bitmişti, gündüz personeli mesaiyi devralacaktı. Elveda Lisa dedim, yavaşça. 

Benim için çok uzun bir gece mesaisi olmuştu, eve dönerken içimi bir burukluk kapladı. Tek başına gelip kalabalıklar içinde geçen bir ömür yine tek başına noktalanıyordu. Bazen en sevdiğin bile son anına yetişemeyebiliyordu. Dahası en sevdiğini bile yanında götüremiyor, yalnız geldiği fani dünyadan yalnız olarak göçüyordu.