2025 Edebiyat Hilal Yıldız Nisan 2025

Bir Kastamonu Hediyesi

Yazar: Hilal Yıldız

Lise son sınıftayım. Ailem köyde yaşadığı için ben merkezde, lisenin yurdunda kalıyorum. Hafta sonları dershaneye gidiyorum. Yoğun bir ders çalışma programımız vardı. Aynı odada kaldığım iki arkadaşım bizimle aynı dershaneye gidiyordu. Ders çıkışlarında rehber öğretmenleri onlara çay saati yaptırıyormuş. Bu kavramı henüz bilmiyordum. Bir kış vakti, arkadaşım bana rehber öğretmenlerinin evine gideceklerini ve istersem benim de gelebileceğimi söyledi. Ders takviye programı olacağını tahmin ederek kabul ettim.

Gideceğimiz ev, bizim kaldığımız yurda yakındı; yürüyerek gittik. Kapıyı çok tatlı bir abla açtı. Ev sıcacıktı. Kapıyı açan, üniversite son sınıf öğrencisi bir ablaydı. Arkadaşımın rehber öğretmeninin başka yerde programı olduğundan, bu abla bizim başımızda duracakmış. Şaşırdım ve “Nasıl yani, bizi tanımıyor ve evini bize mi bıraktı?” deyiverdim. Bu şaşkınlığımın yanında göz ucuyla bizim için hazırlanmış mükellef sofraya baktım. Hayatımda böyle güzel bir sofra görmemiştim. Ablamızla beraber altı kişiydik. Ortama çok çabuk ısınmıştım. Herkes çok samimi davranıyordu. Yemek sonrası namaz kıldık. Abla, “Tesbihat yapalım” dedi. Ben bunun da ne olduğunu bilmiyordum, arkadaşlarıma baktım. “Bir dua” dediler. Abla başladı tesbihata; benim arkadaşım yabancısı değildi, o da adeta koroya eşlik ediyordu. Garip bir hisse kapıldım. İçimde birikmiş, hücuma hazır gözyaşlarımı zor tutuyordum. Kırmızı koltuk takımının olduğu, sade ve tertemiz salonun ortasında kendimi bir nokta gibi hissettim. İçime bir şeyler aktı o an. Adını daha sonraları öğreneceğim bir şeydi bu. Dua sonrası biz ders çalışmaya geçtik. Çay hazır olunca mola verdik. Başımızda duran abla, elinde kırmızı kaplı kitaplar ile yanımıza geldi.

“Bu kitabı daha önce okudun mu?” dedi abla.
“Yok,” dedim.
“Okumak ister misin?” dedi.
“İsterim,” dedim.

Ve elime bir Kastamonu Lahikası verildi. O an sanki göklerden bana bir hediye verilmiş gibi oldu. Bir saat okuduk ama ben elimden bırakmak istemedim.
“Abla, bir şey anladın mı?” diye sordu.
“Hayır,” dedim.
“Bir şey hissettin mi?” diye sordu.
“Çoook” dedim.

Çaylar içilirken öyle tatlı bir sohbet yaptı ki abla, üzerinden yıllar geçmesine rağmen hâlen tadı damağımdadır. Biraz daha ders çalışmanın ardından uyku saati gelmişti. Ama aklım o kırmızı kitapta kalmıştı. Arkadaşıma “Uyumasam, okusam olur mu?” diye sordum, “Olur,” dedi. Gece yarısına kadar bu eseri okumamış, kana kana içmiştim resmen.

Sabah burnumuza gelen patates kızartması kokuları ile uyandım. Ev sahibi rehber öğretmen henüz eve gelmemişti ama bizim ablamız kendi evindeymiş gibi rahat rahat takılıyordu. Buna çok şaşırmıştım. Bir insan evini tanımadığı insanlara nasıl açardı!

Niye bu fedakârlığı yapmıştı! Etkilenmiştim. İki gün kalmıştık. Sonra teşekkür edip ayrıldık o beş katlı, dışı açık pembe binadan. Bu evde, bu püfür püfür ihlâs kokan yerde bir şeyler mayalanmıştı, yüreğimin en derin yerinde…

Aradan yıllar geçti. Üniversiteyi kazanıp bir yerlere gidince, Allah’ın sevk-i ilahîsi ile Nur evlerinde kalmaya başladım. Her gün içimdeki o minik fidan beslenerek büyüdü, büyüdü ve bir zaman sonra adını sanını zor bildiğim bir coğrafyada çiçek açtı. Hem öyle güzel çiçekler ki; renk renk, desen desen…

Buraya gelmeden önce havaalanında arkadaşım bana bir hediye verdi. Eve geçip baktığımda bu hediyenin Kastamonu Lahikası olduğunu gördüm. Bu, benim için güzel bir lütuf ve latif bir tevafuk olmuştu. Yeni başlangıçlar yapacağım bu yerde, kendi başlangıcımı borçlu olduğum kitapla başlamak da tesadüf olmasa gerek! Akşama talebelerim gelecek ve onlara bu kitaptan okuyacağım elbette. Belki onların kalbinde de bir şeylerin filizlenmesine vesile olur bu eser, kim bilir…