Yazar: Hilal Yıldız
Vefa, kalbimin üstündeki yaka iğnesi gibi. Nasıl ki bir yaka iğnesi, kıyafeti incelikle tamamlar; vefa da insan gönlündeki zarafetin bir nişânesidir âdeta. Ne zaman içim üşüse, orada olduğunu bilirim. Bu nişâne bana insan olduğumu hatırlatır.
Bazıları için iyilikler geçmişte kalır, bazılarıysa iyilikleri bir ömür yanında taşır. Ben yanında taşıyanlardanım. Çünkü bana bir fincan kahve ikram edenin hatırını kırk yıl değil, bir ömür sayarım. Kalbime dokunan her iyilik yüreğimde iz bırakır. O izler zamanla vefa olur. Vefa; söz vermek değil, sözü unutmamaktır. Gitmek değil, dönüp bakmaktır. Kalabalıklar arasında kaybolmak değil, bir kişiyi hep hatırlamaktır. Aradan yıllar geçse de hâl hatır sormaktır. Bu yüzden vefa bir yaka iğnesidir kalbimde. Belki gösterişli değil ama çok kıymetli. Fark edilmese de ben bilirim orada olduğunu.
Çıkarların ilişkileri belirlediği günümüz dünyasında, menfaat bitince insanlar da kaybolabiliyor. Ama vefa insanı öyle mi! O gönülden gönüle köprüler kurar. Alçak gönüllüdür ama çok güçlüdür. Ben vefayı bir dostun beklenmedik ziyaretinde, bir öğretmenin yıllar sonra alınan hayır duasında, yaşlı bir komşunun hatırını sormakta gördüm. Sonra kalbime bir çiğ tanesi gibi Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) zamanı düştü. Gönlümün kapıları aralanır da bir zamanlar Medine sokaklarına uzanır düşlerim. Gözümde, bir hurma kütüğüne yaslanıp insanlığa hakikatin ışığını anlatan bir Nebi canlanır. Sonra bir gün minber yapılır ve hurma kütüğü bir kenara konur. Ama ne gariptir ki, kütük bunu kabullenemez. Ağlar, hem de inleye inleye, hasretle ve sevdayla. Sadece ağaçtan bir parça değildir; o, sadakatin, bağlılığın ve vefanın dile geliş hâlidir.
Hatırlamak, unutmamak ve zaman geçse de gönül bağını koparmamak. Vefa insanın kendisine, sevdiklerine ve en çok da Rabbine olan bağlılığının bir aynasıdır. Bu yüzden seviyorum onu. Çünkü o sadece bir duyguyu değil, bir ahlakı da temsil ediyor. Vefanın unutulduğu bu dünyada, ben onu kalbimin en derin yerinde taşımak istiyorum.
Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) vefanın en zirve timsalidir. O’nun hayatı bu yüce değerin nasıl yaşanması gerektiğini öğretir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) vefat eden eşi Hazreti Hatice’yi hiçbir zaman unutmamış, ondan bahsedildiğinde duygulanmıştır. Dostlarını ziyaret etmeyi de ihmal etmemiştir. Vefayı Nebiler Nebisi’nden (sallallâhu aleyhi ve sellem) öğrenen Ensar da bu konuda O’nun izini takip etmiştir. Bunlar O’nun vefa deryasından sadece birkaç damla.
Peygamber sevdalıları günümüzde de vefa bayrağını şerefle taşımaktadırlar. Ülkelerinden çıkarılmak zorunda bırakılan binlerce masum insana, yine yıllar önce rıza-ı İlâhî için hicret eden kardeşleri sahip çıkmak suretiyle vefanın en güzelini ortaya koyuyorlar. Günümüz Ensar-Muhacir kardeşliği, vefanın tarihe geçecek hâlidir. Bu kardeşlik, sadece bir tarihi olay değil, insanlık mirasıdır da. Ve bu miras şimdi bizim ellerimizde. Bu kardeşlik örneği, hem dinî bir sorumluluk hem de insanî bir erdemin tezahürüdür.
