2025 Aralık 2025 Bilim Numan Erciyes

Kaçak Elektrik

Yazar: Numan Erciyes

Akşam çayı için hepimiz salonda toplanmıştık. Annem masaya yeni demlediği çayı koyarken babam televizyonu açtı. Dedem, her zamanki köşesinde, yavaş yavaş çayını karıştırıyordu. Televizyonda haberler başlamıştı. Spiker ciddi bir ses tonuyla, “Kaçak elektrik kullandığı tespit edilen kişiye ceza kesildi.” diyordu. Herkes kısa bir süre sessiz kaldı. O sırada dedem çayından bir yudum aldı, başını sallayarak gülümsedi:
– Aslında, dedi, hepimiz kaçak elektrik kullanıyoruz.

Bir anda herkes birbirine baktı. Babam kaşlarını kaldırdı, annem şaşkın bir sesle:
– Ne demek istiyorsun baba? diye sordu.
Ben de dayanamadım:
– Nasıl yani dede, bizim evin elektriği düzenli ödeniyor ki!

Dedem hafifçe güldü, yüzündeki çizgiler daha da belirginleşti.
– Evin elektriği ödeniyor evet, ama ben başka bir elektrikten bahsediyorum, dedi.
Annem gülümseyerek, “Yine felsefeye mi daldın baba?” dedi.
– Hayır kızım, felsefe değil bu, gerçek. Bizim vücudumuz da elektrikle çalışıyor. Bir bilgisayar gibi ya da bu televizyon gibi elektriğe ihtiyacımız var. Her hareketimiz için elektrik gerekli. Yani insanın içinde görünmez bir enerji santrali var.

Babam arkasına yaslandı, elindeki çayı karıştırarak ekledi:

– Ben de geçenlerde bir yerde okudum. İnsan vücudundaki hücrelerin her biri küçük bir pil gibi çalışıyormuş. Beynimizden kaslarımıza kadar bütün iletişim bu elektrik sinyalleriyle oluyormuş. Hatta hesaplamalara göre, hücrelerimizin ürettiği elektrik toplanırsa elde edeceğimiz enerji, 40 watt gücünde bir ampulün aydınlatmasına denk geliyormuş.

– “Öyle mi?” dedim heyecanla.
Dedem başını onaylarcasına salladı.
– Tabii. Mesela bir adım atmak, göz kırpmak, kalbimizin atması, hatta düşünmek bile hep bu elektrik sayesinde oluyor. Elektrik olmasa ne kalbimiz atar ne elimizi kaldırabiliriz. Allah bu sistemi öyle mükemmel kurmuş ki, en ufak bir arıza olsa vücut dengesini kaybediyor.

Annem de lafa karıştı:
– Onun için bazen vücudumuzda kramp giriyor ya da yorgun hissediyoruz. Doktorlar “Mineraller dengesizleşmiş.” diyorlar ama aslında o da bu elektrik dengesinin bozulmasıyla alakalıymış. Felç geçirdiğimiz zaman da aslında vücudumuzun bir tarafında elektrik kesintisi oluyor demekmiş.

Dedem gülümsedi:
– Aynen öyle. Sodyum, potasyum ve kalsiyum elementlerine verilmiş bu görev. Onlar düzgün çalışmazsa elektrik akımı da düzgün akmaz.

Babam birden lafa girdi:
– Öğrendiğime göre, günlük hayatımızda o kadar çok elektrik uyarısı oluyor ki saymak neredeyse imkânsızmış. Mesela gözünü bir kırpışında yaklaşık 45 bin kas lifi uyarılıyor. Günde ortalama 30 bin kez kırpıyorsun; yani yalnızca göz kırpma hareketi için günde yaklaşık bir buçuk milyar elektrik uyarısına ihtiyaç var!

Ben şaşkınlıkla gözlerimi kırptım, sonra gülerek,
– Demek sadece göz kırpmak bile bu kadar enerji harcıyor, dedim.
Dedem başını salladı:
– Evet, işte bu kadar karmaşık ama kusursuz bir sistemin içinde yaşıyoruz. Bedenimizde milyarlarca hücre, sen farkında bile olmadan her saniye bir senfoni gibi çalışıyor. Ve biz bütün bu enerji için tek kuruş ödemiyoruz.

Bir süre sessizlik oldu. Sadece çay kaşıklarının bardaklara çarpma sesi duyuluyordu. Sonunda dayanamayıp sordum:
– Dede, sen diyorsun ki bizim içimizde elektrik var. Peki, o elektriğin ücretini nasıl ödüyoruz?

Dedem gülümsedi, sakince çayından bir yudum aldı:
– İşte asıl mesele orada! Her nimet bir bedel ister evlat. Elektriğin de ücreti var ama bu para ile ödenecek bir şey değil.

Babam merakla sordu:
– O zaman nasıl ödeyeceğiz bu bedeli?

Dedem biraz düşündü, sonra yavaşça konuşmaya başladı:
– Biz bu elektriğin sahibini tanıyarak, onu anarak ve ona şükrederek öderiz. Fikir, zikir ve şükürle…

Annem başını salladı:
– Yani düşünmekle, hatırlamakla ve şükretmekle…

Dedem gülümsedi:
– Evet. Fikir, yani düşünmek; “Bu muazzam sistemi kim yarattı?” diye sormak. Zikir, yani anmak; her şeyin onun kudretiyle işlediğini fark etmek. Ve şükür, yani teşekkür etmek; bu hayat enerjisini bize bahşedene minnettarlık duymak. Eğer bunları hakkıyla yapmıyorsak, işte o zaman biz de kaçak elektrik kullanıyoruz demektir.

Babam hayranlıkla,
– Yani diyor ki babam, elektriği sağlayanı unutursak, şükrü unutursak, biz de aslında sistemin hakkını vermemiş oluyoruz, dedi.

Dedem başını salladı:
– Aynen öyle oğlum. İnsan “Benim elim, benim aklım, benim gücüm” demeye başladığında, aslında O’na ait olan enerjiyi kendine mal etmiş olur. Bu da manevi bir hırsızlıktır.

Annem gülerek,
– Yani sen diyorsun ki baba, sadece elektrik faturasını ödemekle iş bitmiyor, dedi.

Dedem tebessüm etti:
– Tabii ki bitmiyor. Gerçek fatura kalpte ödenir. Her nefes, her hareket bir nimettir. O nimetlerin farkında olmadan yaşamak, hem o nimeti israf etmek hem de sahibini unutmaktır.

O akşam televizyon değil, dedemin sözleri aydınlattı bizi. Masadaki çaylar soğumuştu ama içimiz sımsıcaktı. Dedem son bir yudum çayını alıp sözünü şöyle tamamladı:
– Unutmayın evlatlarım, vücudumuzda dolaşan bu elektrik bize ait değil. O’ndan geldi, yine O’na dönecek. Eğer onu sağlayanı bilirsek, anarsak ve şükredersek; kullandığımız her volt helal olur. Ama bunları unutursak, işte o zaman kaçak elektrik kullanıyoruz demektir.

Ve o geceden sonra, her göz kırptığımda içimden bir teşekkür yükseldi:
“Elhamdülillah.”