Bilim Hikmet Arar Kasım 2023

Uzay Kalemi ve Yer Çekimi

Paul Fisher tarafından 1965 yılında patenti alınan, uzayda kullanılabilecek şekilde dizayn edilen bir kalem, yaklaşık iki milyon dolara mal olmuştur. “Uzay kalemi” diye adlandırılan bu kalemden NASA, 1968 yılında 400 adet sipariş vermiş, Sovyetler Birliği de 100 adet satın almıştır.

Bu kalemin özelliği, yer çekimine gerek kalmadan yazabilmesiydi. Kalemle tavana doğru da rahatça yazı yazılabiliyordu.[1] Uzay kalemi, ilk defa Apollo 7 programında, astronot Walter Cunningham tarafından kullanılmıştır. İcadından sonra neredeyse bütün uzay seferlerinde kullanılan kalem, bugün bazı uzay müzelerinde sergilenmektedir.

Bazılarımızın aklına, “Bir dolarlık kurşun kalem dururken neden milyon dolar harcayıp bu kalemi yaptılar?” sorusu gelebilir. Evet, kurşun kalemle de uzay da dâhil birçok yerde yazı yazılabilir. Ancak yazarken kırılan ve yer çekimi olmayan ortamda uçuşan minik parçacıklar, milyar dolarlık projeleri ve insan hayatını tehdit edebilir.[2] Mesela havadaki bu parçacıkların, astronotların gözüne veya hassas elektronik panellere kaçma ihtimali vardır. Uzayda dolma kalem veya tükenmez kalem de işe yaramıyor, çünkü içlerindeki mürekkep yer çekimine göre hareket etmektedir.

Basınçlı mürekkep kartuşlarıyla çalışan “uzay kalemi” ile uzayda, su altında, havasız ortamda, her türlü yüzeye yazı yazılabilmektedir. Hatta bu kalem, eksi 120 ile artı 150 santigrat derece arasında kullanılabilmektedir. Raf ömrü minimum 100 yıl olan kalem, nitrojen gazı ve özel bir mürekkeple çalışmaktadır. Yazacağı yüzeye temas ettiğinde sistem harekete geçmekte ve mürekkep akışı hızlanmaktadır.[3] Günümüzde farklı modelleri olan kalemi, yaklaşık 70 dolara satın almak mümkündür.

Yer Çekimi Kanunu

Yer çekimi ya da diğer adıyla “kütle çekimi kanunu” dünyanın düzenli bir şekilde hareket edebilmesi ve canlıların hayatını sürdürebilmesi için var edilmiş yüzlerce kanundan biridir.

Bu kanun, doğrudan vücudumuz ve organlarımızla da alâkadardır. Kas ve kemik yapımız, hatta kalbimizin ritmi, yer çekimine uygun olarak yaratılmıştır. Bu kuvvet daha fazla olsaydı kemiklerimize daha çok yük binecek ve kırılma hadiseleri artacaktı. Dünyamız daha yavaş dönecek, dolayısıyla şiddeti artan gelgit hadisesinden dolayı denizler kabaracak, dünyadaki canlılar zarar görecekti.

Daha az olsaydı, bu sefer de kas ve kemiklerimizde erimeler olacaktı. Bundan dolayı astronotlar uzaya gönderilmeden önce uzun süre bazı eğitimlerden geçirilir. Uzay aracı içinde de günde iki saat belli hareketleri yapmak zorundadırlar. Uzun süre uzayda kalan astronotlar, kas ve kemik kaybından dolayı, yeryüzüne geri döndüklerinde, bir süre kendi başlarına yürüyemezler.[4]

Yer çekimi hiç olmasaydı bu sefer de uydumuz Ay, bizi terk eder ve atmosferimizi oluşturan gazlar dağılır giderdi. Atmosferle beraber oksijen de uzaklaşır ve nefes alamazdık. Savunmasız kalan dünyamıza irili ufaklı gök taşları çarpardı.

Kütle çekim kanunu bütün uzay için geçerlidir. Yer çekimi olmasaydı, dünyamız Güneş’ten ayrılır, galaksiler dağılır, yıldızlar arasındaki bağlar kopardı. Yıldızların sıcaklığı ve ömrü de yer çekimi kuvvetine bağlanmıştır.

Ayrıca Güneş’ten gelen sıcaklığı yayarak dağıtan atmosferimiz olmayınca gündüzleri artı 100 santigrat derece olan dünyamız, geceleri de yaklaşık eksi 100 derece olurdu. Okyanus ve denizlerimizdeki sular da uzaya saçılırdı. Kısacası, canlıların yaşaması mümkün olmazdı.

Uzay kalemine geri dönecek olursak, insanoğlundaki merak ve keşfetme duygusu onu uzaya sevk etmiş, araştırmalar yapmaya yöneltmiştir. Uzayda yazı yazabilmek için milyonlarca dolar harcanmıştır.

Rabbimizin emriyle ortaya çıkan her kanun, harikulade yaratılışa ve hayata hizmet eder. Belki de bundan sonra bir kalem gördüğümüzde bu sırrı hatırlar ve şükrederiz.

Dipnotlar

[1] www.spacepen.com

[2] www.scientificamerican.com/article/fact-or-fiction-nasa-spen

[3] www.snopes.com/fact-check/the-write-stuff

[4] www.bbc.com/turkce/haberler/2016/02/160215_vert_fut_yercekimi_olmasa