2025 Edebiyat Esma Pak Nisan 2025

Bir Işık’ın Ardından

Yazar: Esma Pak

Bazen kelimeler aciz kalır, anlatmak istediklerini yetersiz kalır. Bir gönül meselesini, derin bir bağlılığı; bir ruhun başka bir ruhun izini sürmesini anlatmak; ne sözcüklere sığar, ne de gözdeki bir damla yaşa. Eksik kalacağını bilsem de bir şeyler karalamak isterim. Hocaefendi benim için sadece bir rehber değildi; hayat yolculuğumda ruhuma işleyen bir ışık, her çağrısında gönlüme dokunan, manevi yaralarıma adeta şifa olan bir ses idi. O ses ki, asırlar boyunca yankılanacak bir çağrı; sevgiyle yoğrulmuş, incelikle dokunmuş bir ömür. 

Onun sohbetleriyle tanıştığım anı dün gibi hatırlıyorum. Sözlerinde bir derinlik, bir akış vardı. Bana dünyayı, insanı, yaşamı, Allah’a kavuşmayı anlatıyordu; fakat hiçbir sözü bu dünyadan değildi sanki. Ruhum, onun her cümlesinde yeni bir boyut kazanıyor, manevi derinliklerde dolaşıyor, hakikate daha da yaklaştırıyordu. Onun bakış açısında, her insana, her canlıya duyulan bir muhabbet vardı; bu öyle bir muhabbetti ki, sevmenin özünde Yaradan’ı görmekti. Her gözde O’nun nurunu seyretmekti. Yunus Emre’nin sözleriyle “Yaradılanı daima Yaradan’dan ötürü sevmek”ti onun nazarı. 

Hocaefendi’nin her sözünde bu sevgiye tanık oldum; öyle bir sevgi ki, insanları birleştiren, dünyayı sarmaya yetecek kadar geniş… Onun dilinde “hizmet”, dünyanın bahtı için aydınlık yollar açmak demekti. Kendi nefsini yok bilip, başkaları için yaşamayı, fedakârlığı ve adanmışlığı öğütledi hep. Kendisini Hakk’a adamış bir insanın sesi, nice gencin yüreğinde yankılandı. Onun yolunda yürümek sadece kuru bir ideal değildi benim için; kalbime işlenmiş bir ahit, ruhumun derinliklerinde bir söz oldu. Her kelâmıyla ve hatta tebessümüyle kalbime uzanan bir nurlu el oldu.

Bize hep “Altın Nesil”den bahsederdi. Öyle bir nesil ki, ilimde ileri, maneviyatta derin, iyilikte en önde olsun. Bizler, onun bu duasını kalbimize emanet bildik. Onun dünyaya sunduğu ufuk, bize yalnızca bir hedef değil, hakikate uzanan bir köprü oldu. Bir ömür, Allah yolunda yürüyen insanın huzurunu ve teslimiyetini anlattı bize; her şeyden vazgeçip yalnızca hakikate ve hizmete adanmış bir hayatın güzelliğini gösterdi. Kalplerimizi ona açtıkça, içimizdeki karanlıkların dağıldığını hissettik. Artık dünya, yalnızca görünen fiziki sınırlardan ibaret değildi, onun nazarıyla sürekli genişleyen derinliklerle doluydu.

Ve şimdi…

O’nun ebedi aleme kavuştuğu haberini almak, içimizde tarifsiz bir boşluk bıraktı. Neyi kaybettiğimizin farkında değiliz. Biz dua kaynağımızı kaybettik ve şimdi öyle bir sarılmalıyız ki duaya, eskisinden daha çok, daha sıkı. Kur’anın “duanız yoksa ne ehemmiyetiniz var?!” ayetinin emri gereği, ellerimizi semâya açıp kalb diliyle yalvarıp yakarmalıyız. Yıllarca üstüne basa basa zikrettiği ve yaşattığı ‘vefa’yı şimdi biz ona karşı göstermeliyiz. Vefatının bizlere öğretmesi gereken o kadar çok ders var ki… O şimdi ruhunun ufkuna yürüdü. Fakat bu ayrılık, ondan uzaklaştığımız anlamına gelmemeli; aksine, onun bize bıraktığı değerleri daha da kuvvetle benimseme vakti geldi. Hocaefendi, bu dünyadan göç etmiş ve vuslata ermiş olsa da, kalplerimizde onun sevgisi, öğütleri ve Allah’a yönelmiş yüzü hâlâ yaşıyor ve yaşayacak.

Bizler hakkındaki hüsn-ü zannı aslında sorumluluklarımızı bizlere yeniden hatırlatıyor:

‘’ Mesela ‘Sen’ diyor, Hz. Ebû Bekir’e, ‘Sen sekiz kapıdan birden gireceksin.’ İşte, eğer biz bir yüksek mefkûreye gönül vermişsek, Cennet’in sekiz kapısı birden açılsa, onu kendine has güzellikleriyle görsek ve bize, girip orada kalmakla dünyaya dönmek arasında seçme hakkı verilse, bu hak verilirken de “Dünyada kalırsanız Allah’ın adının yüceltilmesi yolunda istihdam edileceksiniz.” dense, tercihimizin ne tarafta olacağı bellidir. Gönlümün bu istikamette attığını hissediyor ve bu tercihin aksini hiç düşünemiyorum. Dostlarımın da aksini düşüneceğine ihtimal vermek istemiyorum” sözleriyle hiçbirimizin cenneti seçebileceğine ihtimal dahi vermiyor. Rabbim bizleri ona layık talebeler eylesin. 

Onun ardından, 

Derin hüzünle dolu gönlümde bir karar aldım: Onu yaşatmak için, ona adanmış bu sevgiyle, iyilik tohumları ekmeye devam edeceğim. Her defasında söylediği gibi, kötülüğe iyilikle karşılık verecek, yalnızca Allah rızası için hizmetin, fedakârlığın peşinden koşacağım. Şimdi, Hocaefendi’yi bir anı olarak değil, bize ışık tutmaya devam eden bir meşale olarak sinemde taşırken; ona her dua edişimde, yeniden o sonsuz alemde kavuşacağımız günü düşlüyorum. O gün gelene kadar onun yaptığı gibi her zorluk karşısında, birlik ve beraberliğimizi bozmaya çalışanlar karşısında elif gibi dimdik durmak hepimizin boynunun borcudur. Ve biliyorum ki, o gün geldiğinde, Hocaefendi’nin nasihatleri gönlümüzde yankılanmaya devam edecek, şimdi bu mısralarda onu her hatırladığımda yankılanması gibi:

toprağın altında tohum

olanlara selam olsun.

dostu ile son vedaya

varanlara selam olsun.

gidemeyip dağ ardında

kalanlara selam olsun.

öksüz, yetim iki gözü

dolanlara selam olsun.

sonbahar vurgunu yiyip

solanlara selam olsun.

bu dünyada çile çekip

Gülen’lere selam olsun.

sonsuz âlem saadetine

erenlere selam olsun.