Yazar: Dr. Ali Aydın
“人可以不写诗,不作诗,但是不能够没有真诚无伪的诗心。”
“İnsan şiir yazmasa da, şiir söylemese de, içten ve sahici bir şair kalbinden yoksun olmamalıdır.” – 古诗心,不只属于古人。
Zamanın akışıyla birlikte insanlar birçok şeyi geride bırakabilir: yaşadığı şehirleri, gençliğini, dostlarını, hayallerini… Ama insanın içinde taşıdığı bazı şeyler vardır ki, kaybolmaması gerekir. Onlardan biri de, belki de en kıymetlisi: şair kalbidir. Bu kalp, yalnızca mısra kuranların değil, hissedebilenlerin, durup düşünebilenlerin, bir bakışı, bir sessizliği, bir ayrılığı kalbinin en kırılgan yerinde duyabilenlerin taşıdığı kalptir.
Bu söz, yalnızca şiirle ilgilenen birkaç entelektüelin söyleyebileceği bir lüks gibi görünmesin. Aksine, bu cümle insan olmanın en derin, en yalın özünü ortaya koyar. Şiir yazmak bir eylemdir; yapılır ya da yapılmaz. Ama şair kalbine sahip olmak bir duruş, bir yaşama biçimidir. Bu kalp, duyarlılıkla, dürüstlükle, samimiyetle atan bir kalptir. Doğaya, insana, yaşama karşı bir açıklıktır bu; yargılamayan, güzeli gözeten, acıyı fark eden bir yumuşaklıktır.
Şiir yazmak bir eylemdir; kimi insan için bir meslek, kimi için bir uğraş. Ama şair kalbine sahip olmak bir tercihten çok, bir insanlık hâlidir. İçtenliğin, duyarlılığın, zarafetin, acıyı küçümsemeden fark edebilmenin ve güzelliğe karşı duyulan hayranlığın ortak adıdır şair kalbi. Modern dünyanın gürültüsüne, hızına, rekabetine ve acımasızlığını örten yapaylığa karşı içimizde hâlâ incelikli bir şeyin var olup olmadığını hatırlatan sessiz bir ışıktır.
Bu kalp, kelimelerle kolay kolay anlatılamaz. Onu bir annenin evladına sarılırken gözlerinden süzülen yaşta görebiliriz, yaşlı bir adamın güneşe dönük çatlamış ellerinde ya da bir kişinin kalabalık içinde aniden durup bir çiçeğin ya da bir kuşun güzelliğine takılıp kalmasında hissedebiliriz.. Şair kalbi, yalnızca estetik bir beğeni değil, daha derin bir duyuş biçimidir. İçten ve sahici bir algılayış; hem dış dünyanın karmaşasını hem de iç dünyanın fırtınalarını aynı duyarlılıkla kucaklama çabasıdır.
Günümüzde şiir yazmaktan çok, şiir kalbini korumak zordur. Çünkü insan, niceliğin hâkim olduğu bu çağda nitelikle bağ kuramaz hâle geldi. Bilginin, verinin, başarının ve görünürlüğün tek ölçüt haline geldiği çağda, şair kalbi çoğu zaman güçsüz, işe yaramaz, hatta “fazlalık” gibi görülür. Oysa şair kalbi, bu dünyanın en eksik yanını tamamlayan şeydir: anlam duygusunu. Sadece yaşamak değil, yaşamanın nedenini, kime ve neye karşı sorumluluk taşıdığını sezmektir onun işlevi.
Bunu en iyi anlatanlardan biri, Çin şiir geleneğidir. Bu gelenek, şiiri yalnızca bir edebi form değil, aynı zamanda bir yaşam tavrı olarak benimser. Tarihin derinliklerinden bugüne süzülen büyük şairler, kelimeleriyle değil yalnızca; duruşları, çileleri, sessizlikleriyle de şair kalbini yaşatmışlardır. Qu Yuan 屈原, yurt sevgisini, halkına olan bağlılığını şiire sığınarak dile getirdi. Onun “Li Sao” adlı eseri, yalnızca kişisel bir hayal kırıklığının değil, bir toplumun ruhsal kırılmasının da şiirsel ifadesidir. O kalpte hem bireyin hüznü hem toplumun acısı bir arada atar. Tao Yuanming 陶渊明, resmî görevleri reddedip doğaya döndüğünde, insanın iç sesini ve sadeliğini yücelten bir şair kalbiyle konuştu. Onun dünyası gösterişsiz ama samimiydi; dış dünyanın karmaşasından çekilerek iç dünyanın dinginliğini seçmişti. Du Fu 杜甫 ise, bir halkın acısını kaleminde taşıyan, şiiriyle zamanın tanıklığını yapan bir vicdandı. Savaşların, yoksulluğun, yitirilen umutların ortasında şiir yazmak, onun için yalnızca sanat değil, insanlığın kaydını tutmaktı.
Bu büyük isimler bize şunu gösterir: Şair kalbi, yalnızca güzeli yüceltmek değildir. Bazen çirkinliği fark etmek, bazen acının içinde insanca kalabilmektir. Gerçekle yüzleşmekten kaçmayan, duyguların sahiciliğinden utanmayan, incinmeyi göze alan bir yürek ister şair kalbi. Bu yüzden herkes şiir yazamaz ama herkes şiir kalbi taşıyabilir – eğer isterse ve kaybetmekten korkarsa.
Bugünün insanı çok fazla şeye sahip ama çok az şey hissediyor. Yüzlerce görsel arasında kaybolmuş, binlerce kelime arasında susmuş, sınırsız bilgiye erişim imkânı içinde yönünü şaşırmış bir kalabalık içinde yaşıyoruz. Kalplerin ritmini cihazlarla takip ediyoruz, ama o kalbin şiirsel ritmini kimse duymuyor. Şiir, pek çokları için artık nostaljik bir lüks, müfredatta ezberlenip unutulan dizelerden ibaret. Oysa şair kalbi, yaşamın özüyle teması sağlayan tek derin bakış olabilir. Bizi insan kılan, yalnızca düşünmek değil; hissetmek, empati kurmak, duraksamak ve merhamet gösterebilmektir. Bütün bunlar, şair kalbinin sessiz eylemleridir.
Kalbini koruyan insan, başkasının acısına duyarsız kalamaz. Bir çocuğun sessiz ağlayışına, yaşlı birinin yalnız yürüyüşüne, sokakta kıvrılmış bir kedinin gözlerine dikkat kesilir. Bu dikkat, yalnızca dışa dönük bir ilgi değil, aynı zamanda kendi iç dünyasına dönük bir farkındalıktır. Şair kalbi olan insan, yaşamı sadece sürdürmez; onu duyumsar, anlamlandırır, içselleştirir.
Ve bu kalp doğuştan gelir belki, ama onu canlı tutmak büyük bir bilinç ister. Gözlem yeteneğimizi yitirmemek, detaylarda saklı anlamlara açık olmak gerekir. Sessizliği duymak, hızdan kaçmak, güzellik karşısında hayret duymaktan vazgeçmemek gerekir. Kendiyle ve başkalarıyla dürüst bir ilişki kurabilmek, kibirin yerine tevazuyu, yüzeyselliğin yerine derinliği seçebilmek gerekir. Bir dostumuz sessiz kaldığında onun derinliğini duyumsayabildiysek — şair kalbimiz yaşıyor demektir. Ve bu kalbi kaybetmemek, yalnızca bir edebi hassasiyet meselesi değil; insan kalabilmenin ta kendisidir.
Belki hiç şiir yazmadınız, belki kâğıtla kalemi bile bir araya getirmediniz. Ama bir gün sevdiğiniz birine baktığınızda gözleriniz dolduysa, bir şarkı duyduğunuzda içiniz titrediyse, bir vedada sessiz kaldıysanız, bir dostumuz sessiz kaldığında onun derinliğini duyumsayabildiysek — bilin ki şiir kalbiniz hâlâ canlıdır. Ve işte bu kalbi kaybetmemek, insan kalabilmenin belki de en temel şartıdır. Çünkü insan yalnızca aklıyla değil; kalbiyle, sezgileriyle ve şiirle yaşar. Yazmasa da, yayınlamasa da, dize kurmasa da — o şair kalbi yaşadığı sürece, insan kalır.
