2025 Ağustos 2025 Bilim Numan Erciyes

Harikulade Barkod Okuyucusu Dilimiz

Yazar: Numan Erciyes

Geçtiğimiz gün, sıradan bir alışveriş için markete uğradım. Sepetim dolmuş, kasaya yönelmiştim. Her şey olması gerektiği gibi ilerliyordu; ta ki kasiyer, ürünleri okutan barkod cihazının çalışmadığını fark edene kadar. Cihaz inatla hiçbir ürünü okumuyor, kasiyer telaşla bir çözüm arıyordu. Arkada biriken insanlar ise homurdanmaya, saatlerine bakmaya ve memnuniyetsizliklerini dile getirmeye başlamışlardı. Kasiyer gözle görülür bir mahcubiyet içindeydi. Hafifçe ona döndüm ve “Moralini bozma,” dedim, “Sonuçta her elektronik cihaz bozulabilir.” Ardından gülümsedim ve bir soru sordum:
“Bizim barkodumuz hiç bozulmuyor değil mi?”
Kasiyer şaşkın bir ifadeyle döndü: “Hangi barkod?”
“Dilimiz,” dedim. “Aynı bir barkod okuyucusu gibi değil mi? Ağzımıza aldığımız her şeyi anında tanıyor. Muz mu, çorba mı, acı biber mi? Hepsini saniyeler içinde çözüp, beynimize ne yapması gerektiğini bildiriyor. Üstelik hiç bozulmadan…”

Cihazın tamir edilmesini beklerken, bir sohbet başladı. Ve ben ona, insan vücudundaki en hareketli organlardan biri olan bu mükemmel uzvu anlatmaya başladım.

Dilimiz, ağzımızın içinde yer alan, kaslardan yapılmış ve adeta bir mucize gibi çalışan bir organdır. Karaciğerden sonra kendini en hızlı yenileyebilen ikinci organ olan dil, sıcak çorbalarla yanmasına, buz gibi dondurmalara maruz kalmasına rağmen kısa sürede kendini onarır. Yani Rabbimiz onu hem işlevsel hem de dayanıklı olarak yaratmıştır.

Dil; tat alma, konuşma, çiğneme ve yutma gibi dört temel görevi aynı anda başarıyla yerine getirir. Üstelik bu görevleri yaparken başka organlarla kusursuz bir uyum içinde çalışır. Konuşurken de, yemek yerken de onun farkında olmadan sağladığı katkıyı düşünmek bile insanı hayretlere düşürür.

Ayrıca dil, düşüncelerimizin tercümanıdır. Sevinçlerimizi, üzüntülerimizi, dualarımızı, haykırışlarımızı onunla dile getiririz. Atalarımızın dediği gibi: “Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez.” Çünkü dilden çıkan bir söz, kalpte derin izler bırakabilir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu konuda şöyle buyurur: “Ya hayır söyle, ya sus.” . Bu söz, dilin ne kadar dikkatli kullanılmasını gerektiğini gösteren en güzel uyarıdır.

Bu nedenle dilimizi hem maddi olarak temizlemeli (diş fırçalar gibi dilimizi de fırçalamalıyız), hem de manevi olarak terbiyeye tâbi tutmalıyız.

Hem dilimiz bir kimya laboratuvarı gibi çalışır. Her türlü yiyeceği analiz eder. Bozuk mu, taze mi, acı mı, tatlı mı… Tüm bu bilgileri saniyeler içinde çözer ve beynimize bildirir. Ortalama 10.000 tat tomurcuğuna sahip olan dilimizde, her tomurcukta 50 ila 100 tat hücresi bulunur. Bu hassas yapı, tatlı, tuzlu, ekşi ve acı gibi temel tatları algılayacak şekilde konumlanmıştır. Örneğin, dilin ucu tatlıya, arkası acıya, yanları ekşiye ve orta kısmı tuzluya duyarlıdır. 

Yalnızca alışık olduğumuz tatları değil; Tayland’dan gelen bir meyve ya da ilk kez denediğimiz bir tatlı da olsa, dilimiz onu hemen tanır. Bu kadar farklı tattan haberimiz olması, ancak ilahî bir tasarımın neticesidir.

Hem de dilimiz çiğneme ve yutmada görevlidir: bir marangozun tahta parçasını hızara verirken gösterdiği hassasiyet gibi, dil de gıdaları dişlerin arasına tam yerleştirir. Hem çiğneme hem de yutma sürecini kolaylaştırır. Eğer biz aceleyle, düşünmeden yerken dilimizi ısırırsak, sanki bir uyarı alırız: “Yavaşla, düşün, nimet farkındalığıyla ye…” 

Yutma sırasında ise dil, lokmayı yavaşça geriye iterek yutağa gönderir. Bu iradeli safhadan sonra vücut, otomatik olarak lokmayı mideye indirir. Dikkat edin, sadece buraya kadar kontrol bizde. Gerisi mucizevi bir otomasyon sistemidir.

Dilimiz aynı zamanda bedenimizin sağlık göstergesidir. Rengi, üzerindeki pas ya da çatlaklar bazı hastalıkların işaretçisi olabilir. Kimi zaman bir dil ucundaki kırmızılık, mide problemlerine işaret edebilir. Doktorlar da hastalık teşhisinde, dile bakarak önemli ipuçları elde edebilir. Ayrıca, tıpkı parmak izi gibi herkesin dil haritası da farklıdır. Bu da Rabbimizin sanatının bir başka nişanesidir.

Market kasiyeriyle sohbetimiz sona erdiğinde barkod okuyucu onarılmıştı. Ancak, asıl ‘okuyucu’nun ne kadar harika olduğunu konuşmuş ve düşünmüştük. Dilimiz bir barkod okuyucudan çok daha karmaşık, çok daha güçlü bir analiz cihazıdır. Hem tatları tanır, hem sözleri üretir, hem de sağlığımız hakkında bilgi verir.

Evet, yalan söyleyince annelerimizin acı biber sürdüğü, tatlı olunca yılanı deliğinden çıkaran fakat acı olunca da kılıçtan keskin olan ‘dilimiz’. Ağzımızın içinde küçük, aciz bir et parçası olan bu organımız, nasıl oluyor da bu kadar işin altından kalkıyor diye düşünmemek elde değil.