Yazar: Mehmet Yıldız
Kökü sabırla ve sevgiyle yoğrulmuş her bir canlı, vaktiyle meyvesini verir.
Ağaçlar…
Hâl diliyle konuşan sessiz kahramanlardır.
Bir alır, bin verirler.
Meyveler onları olgunlaştırır;
olgunlaştıkça daha mütevazı ve sevimli hâle gelirler.
Bir mütefekkir şöyle der:
“Ben ağaçlardan çok ders aldım.
Ben ona tekme vurdum ama o bana meyvelerini uzattı.”
Her bir ağaç aslında bir kitaptır.
Okumasını bilebilirsek,
her dalında bir cümle,
her yaprağında bir hikmet,
her mevsiminde bir öğüt buluruz.
Sessizdir ama derinden konuşur.
Kelimesizdir ama ilgiyle yaklaşanlara sırlarını verir, sabırla öğretir.
İnsana tevazuyu, kucak açmayı, affı, tevekkülü; dallarında kuşları, gölgesinde misafirleri bağrına basmayı, onları dinlendirmeyi ve yeniden hayata başlamayı anlatır.
Ama bunu sözle değil; varlığıyla, hâliyle, duruşuyla öğretir, gösterir.
İnsan acele eder; ağaç, aktif sabrın temsilcisidir. Bekler. Bekler ama yapacağı işlerden vazgeçmez. Bizim için zaman “geçip giden” bir şeydir; onun içinse “olgunlaşmakta olan”.
Kökü karanlığın içindedir ama umudu hep ışığa doğrudur. Ümitten kanatları vardır.
Ne bir dalını aceleyle uzatır, ne de bir yaprağını vakitsiz döker. Tohumunda ağacın programını saklar. Yapraklarını dökerken, her yere tohumun mesajının ulaşmasını ister.
Her şeyin bir vakti olduğuna inanır; onun sabrı bu inancın sessiz duasıdır.
Rüzgâr estiğinde eğilir ama yıkılmaz.
Çünkü bilir ki her fırtına geçicidir; kökler ise kalıcıdır.
Fırtınaların, rüzgârların iki gayesi vardır:
Sağlam olmayanı yıkmak, sağlam olanı ortaya çıkarmak.
Her rüzgâr ve fırtına ağaçların yapraklarını yer yer dökse de dallarını harekete geçirir; yeni çiçeklerin, taze filizlerin çıkmasına zemin hazırlar.
Kimi zaman kaybettiği bir yaprak, yeni bir mevsimin müjdesidir. Bu yüzden ağaç, fırtınadan korkmaz.
Rüzgâr geldiğinde teslim olmaz. Ayakta kalmak için direnir. Ve köklerine biraz daha sarılır. Çünkü sabır, bazen ayakta kalmak değil; köklerinden yeniden doğmaktır.
Bir tohumdan başlar hikâyesi.
Toprağa gömülmek onun için ölüm değil, çürüme değil, yok oluş değil; bilakis yeniden doğmanın ilk adımıdır.
Karanlığa düşmekten korkmaz, çünkü bilir ki tohumlar zahiren karanlık olan topraktan doğar. Bizim için düşmek utançtır; onun içinse dirilişin ilk adımıdır.
Ağaçların sabrı, sessiz bir öğretidir insana.
Sabır, sadece beklemek değil; beklerken kök salmak, susarken büyümektir.
Ve belki de bu yüzden,
en sabırlı dualar rüzgârın dallara değdiği yerde duyulur.
İnsan da bir ağaç gibidir aslında.
Her fırtına, hayatın içindeki bir imtihandır; kimini savurur, kimini olgunlaştırır.
Kaybettiklerimiz, dökülen yapraklarımızdır;
ama sabırla bekleyince, yeniden yeşeren umutlarımız olur.
Eğer köklerimiz inanca, vefaya, sadakate, sevgiye ve şükre dayanıyorsa, hiçbir rüzgâr bizi deviremez.
Çünkü biz de biliriz ki:
Her fırtına bir yenilenmedir,
her sabır bir bahara gebedir.
“Ağaçların sabrı ve tavrı, aslında insanın olgunlaşma hikâyesidir.”
