Gönlüme yük sandığım nice dert meğer geçiciymiş; bunu anlamam zaman aldı. Bir karanlığın içinde kayboldum, fırtınalı bir denizde rotasını yitirmiş bir gemi gibiydim. Aylar yılları kovalarken gücü kendimde bildim; hayatımın mutlak sahibi olduğumu sandım. Gençliğim vardı elimde; yenilmez, devrilmezdim. Benden güçlü kimse yok sanıyordum. Oysa unutmuşum: Planları yazan ben değildim. Kaderin üstünde bir kader vardı.
Bir akşamüstü, avuçlarımda gençliğim ve kırgınlıklarım kalmıştı. Kendime bile yetemediğimi o gün fark ettim. Yoruldum. Kime sığınacağımı bilemeden kapı kapı dolaştım; çaldığım hiçbir kapı açılmadı. Gönlüm yanlış yönlere meylettiğinde içimde derin bir boşluk büyüdü. Umutsuzluk ağırlaştı, düşünceler keskinleşti. Fakat o karanlığın içinde bazı yüzler yumuşattı ruhumu; annem geldi aklıma, henüz kavuşamadığım babam…
Tarifi zor bir korku sardı içimi. Derken gönlümde bir sızı uyandı; yakıyordu ama yıkmıyordu. Aksine, beni bana getiriyordu. Varlığın sahibi Rabbim kalbime dokunuyordu. Meğer O’nun sevgisini ve merhametini hep taşıyormuşum da yüklerimin ağırlığından hissedememişim. Doğruyla yanlışı ayıramayışım bundandı. Yüreğimin sesini susturmuşum uzun zaman.
Nefsim beni ayakta uyutmuş; sahte tesellilerle gözümü perdelemiş. Teselli sandıklarım hakikatten uzaklaştırmış. O an idrak ettim: İradî bir son, geçici olana aldanıp ebedî olana zarar vermekti. Bedene çözüm gibi görünen ölüm, ruha azap olabiliyordu.
Bu uyanışla kırık kalbim şunu hissetti: Beni seven biri vardı. Kur’ân okudukça daha iyi anladım; her harfte nice mânâ saklıymış. Kalbimin derinliklerine indim, daha önce hiç yürümediğim sokaklardan geçtim. Hayret ettim kendime, insan böylesi bir nimetten nasıl uzak kalırdı? Dünyanın aldatıcı ışıltısı arasında nimet sahibini unutmuşum.
İşte o vakit yükümü bırakmayı öğrendim. Sonra fark ettim ki bazı dertler yük değil, yoldaşmış. Mesele dert değil; onun insanı nereye götürdüğüymüş. Sabahın erken saatlerinde, gözyaşlarım eşliğinde bunu anladım. Hep mutluluğun peşinden koşan ben, huzurla tanıştım. Çünkü kul olduğumu kavradım.
Şimdi O’nun izinden yürüyorum. Yanımda en yakın arkadaşım: Derdim. Yorulsak da birlikte devam ediyoruz. Şevkimiz azaldığında birbirimize Rabbimizin yüceliğini hatırlatıyoruz. Gücümüzün O’nun kudreti karşısındaki yerini konuşuyoruz. Sonra secdeye varıyoruz; her kalkışta gözlerimde yaş, içimde sükûnet.
Derdin kimden geldiğini bilmek, aklı ve kalbi O’nun yolunda kullanabilmek… Ey Rabb, ne büyük lütuf! Kalbimde sevgin var. Senin yolunda yürüyebilmek ne kutlu bir nasip. Hangi nimetine gereği gibi hamd edilebilir ki? Huzuruna varabildiğimiz her an başlı başına bir rahmet.
Yüreğimin ızdırabı beni Sana getirdi. Kederim bir köprü oldu. Ben, âciz kulun, anladım ki Senden başka varılacak kapı yok. Sana açılmayan her kapı, viran gönlüme daha fazla yükmüş.
