2026 Edebiyat Genel Hakan Safyürek Mayıs 2026

Bir Garip: Anne!

Hakan Safyürek 

‘’ Görüntülü görüşürken annemin, telefonu doğru tutamayışı… “

‘’ Çocukluk travmalarım için babama özür diletiyorum, bildirimleri açmayı unutmayın! ‘’

‘’ Namaz kılan annemin yüzüne filtre uyguladım, ölüceksiniz gülmekten!’’

‘’ Uyurken, annemin anlayışsızlığı. ‘’

‘’ Babamın telefonda çığlık atıyor gibi konuşması! ‘’

         Bulunduğumuz yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren hayatımıza daha önceki yüzyıllarda olmayan bir şey girdi. Sosyal medya ve mahremiyet sorunu. İnternetin keşfiyle birlikte bilgi ve ses paylaşımındaki hız, zamanla görüntünün akıl almaz hızlarda hem de eşzamanlı paylaşımına kadar geldi. Tarihte icat edilen her şeyin kolaylık sağlaması, hayatı daha yaşanabilir kılmasının yanında; tam tersi amaçlara da hizmet ettiği herkesin malumudur.

         Son zamanlarda ünlü sosyal medya mecralarında belki de uzun süredir devam eden ama yeni fark ettiğim bir akıma rastladım: Anne ve babayı aşağılama, basit ve cahil gösterme.

         Anne babaya yapılan bu derece aşağılama sebebiyle bir kavmin helak olduğuna dair bir bilginin var olduğunu okumadım. Bunu iki şeye bağlıyorum; tarih böylesi bir denaate şahit olmadı, milletler böylesi bir şeye cesaret edemedi veya bize bildirildiği kadarıyla bu konuda bir şey bilmiyoruz.

         Konu Sadece Anne / Baba mı?

         İslam kaynakları konunun sadece anne babadan ibaret olmadığını, onların hukuklarının çiğnenmesinin onları dahi aşan büyük bir suç olduğunu söyler. Konuyu sadece ‘’anne‘’ üzerinden, iki önemli objenin sadece birisine ayna tutarak okumaya çalışalım:

Sınıfta öğrencilerime ara ara sorarım:

–   Evde sen, kardeşin veya baban hastalandığında, evi kim çekip çevirir; ilaçlarla, gece uyanmalarıyla hastanın imdadına koşar?

–   Annem öğretmenim.

–   Peki ya anneniz hastalanırsa!

–       ………                                   ,çoğu zaman bu soru cevapsız kalıyor.

         En az 15 yaşına kadar, çoğu zaman fiziksel ama her daim duygusal iletişim ve ihtiyaçların tanzimi noktasında çocuğuyla 24 saat etkileşim içinde olmak. Yaptığı iş itibariyle bir günlük dahi ihmal hakkını kullanamayan, bir oksijen çadırı gibi çocuğunun etrafında hayat sunan mûtena varlık, Anne. Kadın ömrünün ortalama 75 yıl olduğu kabul edilirse; bu da sadece bir çocuk için hayatının yüzde 29’unu feda etmek anlamına gelir. Annenin çalışma hayatı içinde olması, bakıcılarda geçen süreler veya istenmeyen bazı ayrılıkların yaşanmasını da istisnalar kabilinden farz edelim.

         Niyetini dahi bilemediğimiz küçücük bir iyilik karşısında dahi senelerce iyiliğin sahibine karşı minnetle gerildiğimiz böylesi zamanda, anne gibi, Allah’ın şefkatinin yeryüzündeki en parlak tecellisine karşı yapılan vefasızlık ve dahası aşağılama gayretleri suçun çok farklı ve derin bir buudu olsa gerek.

Allah’tan başkasına ibadet etmemek ve Anne

Konuyu vahyin ışığında ele alalım. İsra sûresi 23. ayette şöyle buyuruluyor:

‘’ Rabbin şöyle buyurdu: Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Anneye ve babaya güzel muamele edin. ‘’[1]

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin 21 Mayıs 1991 tarihli, bana gören Anne Baba hakkı üzerine bir başyapıt özelliği taşıyan vaazında şunları ifade etmektedir:

‘’Allah Resulü (Aleyhiekmelüttehaya) bir yerde ‘onlar senin hem cennetin hem de cehennemindir‘ [2] buyuruyor.  Değerlendirirseniz cennet olur, değerlendirmezseniz ateş olur. ‘’

Buna göre kişinin anne ve babasına muamelesi onun akıbetine (öldükten sonraki hayatına) ciddi etki eden bir unsur. Fakat gelgelelim hususen bu asırda insanlık anne ve babasına karşı güzel muamele emriyle ciddi imtihan oluyor, Hocaefendi:

‘’ İçine girdiğimiz bu asır bize ait bütün değerleri bir sel gibi önüne kattı… Ve bu arada aile yapısı sarsıldı… Anne babaya saygı ve hürmet öyle kulak ardı edildi ki, zavallılar belli bir dönemde sadece evlat yetiştirmenin cismaniyet planındaki haz ve zevkini tattıktan sonra ‘sizin işiniz sadece telkih idi (nesil yetiştirmekti), bir hayvan gibi, vazifeniz bitti… ‘’[3]

Buna göre ebeveyn, zaten dünyaya getirmekle ve zaten mecburen yapmak zorunda olduğu şeyleri yapmakla sorumlu ve kendisine ‘medyuniyet’ hissedilmesinin gereği olmayan ruhsuz bir makine derekesinde ele alındı.

Hocaefendi; İsra Sûresi 23. Ayeti yorumlarken:

‘’ وَقَضٰى رَبُّكَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُ – Allah kesip attı, hüküm verdi, değişmez ahkamını ortaya koydu… Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz… Allah’tan başkasını mabut tanımayacaksınız; bu iş bitmiştir.

وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًاۜ – Annenize, babanıza iyilikle emrediyor. Aradaki fark şu: Allah’a ibadet kaydını koyduktan sonra sadece ihsan kaydıyla… İltibas olmasın; ibadet Allah’a, ihsan anneye babaya. Allah’a eş ortak koşmamak kadar anaya babaya irtibat. Allah bu ayette, anneye ve babaya karşı saygıyı kendisine eş ortak koşmamaya denk tutuyor.’’

Anne babaya saygı eşittir Allah’a eş koşmama. Büyük günahlar sayılırken Allah’a eş koşmadan hemen sonra anne babaya saygısızlık yapmanın hikmeti de böylelikle açığa çıkmış oluyor.

Emrin Hikmetine Dair

–       ‘Hayat’ kâinatın en büyük sonucudur. [4] İşte sebep sonuç ilişkisi itibariyle anne baba eliyle böyle parlak bir nura mazhar oluyoruz.

–       İnsan hayvandan farklı olarak neredeyse ilk yirmi senesinde hayatın kurallarına yabancı yaşıyor. [5] Sürekli öğrenmeye, bakıma muhtaç böylesi aciz varlığı Allah, yalnızlık vahşetinden kurtarmak için, anne babayı koruyucu olarak murad buyurmuş.

–       Her anne baba, çocuğunun kendisinden daha iyi olmasını ister ve beklentiden uzak, karşılıksız hizmetlerinin yanında; sürekli ve yorulmadan çocukları için gayret ederler.[6]

–       İnsan ve hayvan ayırt etmeksizin, bir tehlike anında ebeveyn hayatını çocuğu için feda eder.

–   İnsanın hayatındaki ilk ve en etkili öğretmen annesidir. [7] Bediüzzaman şöyle buyurur:

‘’ Annem’den aldığım telkinler, manevi dersler ki; adeta bedenimde çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sonraki aldığım derslerin bu çekirdek üzerine bina edildiğini gördüm ‘’ [8]

–       İnsan aynaya baktığında, kâinatta başkaca hiçbir varlığa verilmemiş olan benzersiz sûretinin kalıpları anne babasından alınmıştır. Elleri, yüzü, gözü…

–       Birinin ölümü karşısında onunla beraber duygusal olarak ölümü yaşayan tek varlıktır anne.

–       Yapılan araştırmalara göre dünyanın kabul edilen ağrı skala aralığı olan 0-10 arasında 8’le bilinen en şiddetli ağrılardan kabul edilen; bir anlamda ölümü göze almak gibi de kabul edilen ‘doğum’u hem de kendi rızasıyla kabul edendir anne. [9]

Efendimiz’in (aleyhissalatuvesselam) yıllar sonra süt annesiyle karşılaşmasını Hocaefendi şöyle anlatır:

‘’ Hazreti Muhammed Mustafa (sav), Halime-i Sadiye Mekke’nin fethini müteakip yanına gelince şaşırdılar; çölden gelen…, saçı başı dağınık bir kadın… Dört yaşına kadar kendisine süt vermiş bu süt anasını tanımıştı. Yerinden ok gibi fırladı… Halime-i Sadiye’ye cübbesini serdi ve üzerine oturttu onu. İki yudumluk süt bile onun nazarında ölçülmez ve tartılmaz değerlere vesile oluyordu. Ve İslam buydu. ‘’

 Rehberlikçilerimiz!

Neden böyle oldu? Nasıl oldu da kader, anne babalar hakkında böylesi bir duruma hüküm verdi. Allah’ın rızası yoktu evet ama kader de şaşmaz adalet terazisinde olayları tartıyordu. Bunun analizini, hakikat eri sosyal psikologlar yapacaklardır. Fakat bu asrın parlak simaları rehberlikçilere düşen şey bu konunun takipçisi olmaktır. Oturumlarına, buluşmalarına anne-babayı mevzu yapmaktır. Kabul edilmelidir ki böylesi bir çağda, bu vazife anne babanın kendisine tahmil edilemez. Anne baba kendi kendini anlatamaz. Malumdur ki, rehberliğin en evvel takdir edildiği ve yürekten hissedildiği yer rehberlik götürülenlerin evleridir.

Yazımızı Hocaefendinin çarpıcı bir başka tespitiyle bitirelim: ‘’Anneye ve babaya saygının yıkılması karşısında Bediüzzaman’ın da içi, günde birkaç defa yıkılmış, kıvranmış. Hiçbir kitabında inandırmak için kendisini o kadar zorladığına şahit olmadım. O kadar zorluyor ki adeta inandırmak istiyor, ‘Size de inandırabilirim’ diyor’’

         Hocaefendinin bahsettiği kısımda Bediüzzaman, her zamanki gibi ciltler dolusu hakikati birkaç paragrafa sığdırıyor:

‘’ Madem baba kimseyi değil, yalnız çocuğunun kendinden daha fazla iyi olmasını ister. Buna karşılık, çocuk dahi babasına karşı hak dava edemez. Demek, anne baba ve çocuk ortasında fıtraten münakaşa sebebi yok. Zira, münakaşa ya gıpta ve hasetten gelir. Babada oğluna karşı o yok. Veya münakaşa, haksızlıktan gelir. Çocuğun hakkı yoktur ki, babasına karşı hak dâvâ etsin. Pederini haksız görse de ona isyan edemez.

Demek pederine isyan eden ve onu rencide eden, insan bozması bir canavardır.’’ [10]


Dipnotlar

[1] İsra Sûresi 23. ayet

[2] İbn Mace, Edep

[3] 21 Mayıs 1991 – Anne Baba Hakkı Vaazı Fethullah Gülen Hocaefendi

[4] Lem’alar 30.Lem’a – Bediüzzaman

[5] 23. Söz, Sözler – Bediüzzaman

[6] 32. age

[7] 24. Lem’a, Lem’alar – Bediüzzaman

[8] 24. age

[10] 32. Söz, Sözler  – Bediüzzaman