Deniz Dalaman Edebiyat Nisan 2022

Koca Çınarın Dostluğu

“Önüm arkam, sağım solum sobe, saklanmayan ebe!” Ellerimi gözlerimden çekince aydınlandı her yer, karanlık kendi köşesine çekildi. Gözüm kapalı sayarken, ayak seslerini izledim kulaklarımla. Kim nereye saklanmıştır tahmin etmek kolay olmasa da temkinli olmaya yetiyor. Çok da uzak olmayan kuytu köşelere saklandıklarını biliyorum. Adım adım saklanılan köşelere yürürken bir gözüm ebe yerinde. Biri başını az çıkarsa “hop” hemen koşacağım. Ebe olmak kolay değil. Hem uyanık olacaksın hem atik. Oyunun kuralı bu. Heyecanlı ve mutlu olmak için yetiyor. Bizim için hem macera hem eğlence işte. Şu daracık sokakların ve koca çınarın şahitlik ettiği çocukluğum. Hayatın bir tonunu yakalamıştık o yaşlarda. Saklambaç oyununun sonunda bir bardak su ile serinlerdik. Bahçelerde pişen gözleme ile karnımızı doyururduk.

Seslerimizin birbirine karıştığı o günlerden bugüne sadece hatıralar kaldı. Şimdi de bu daracık sokaklarda yürürken “sobelenmemek” için dikkatli olmaya çalışıyorum. Koca çınarın yanına vardım, sırtımı yasladım. Mehip[1] duruşu güven veriyor hâlâ. Bakışlarım karanlığın içerisinde kayboldu. Öğretmen olmak için dişimi tırnağıma takıp çalıştığım günlerin perdesi açıldı bir an. Kara tahtanın önünde durup sevgiyle seyredeceğim dırahşan çehreleri hayal edişimi hatırladım. Nasıl da mutlu ediyordu bu hayal beni! Heyecanlanıyordum elimde olmadan. Kalbim çocuk sevinci ile coşuyordu âdeta. Orada bir “ben” vardım, hâlâ heyecanlı olduğum günlerdekine benzeyen. Anladım ki bedenim yaş almış, ama ruhum hâlâ o günlerin tazeliğini solumakta. Derin bir nefes aldım, gözlerimi kapattım ve havanın içimde gezinmesini izledim. Dudaklarımın arasından sızan cılız buharın arasında yıllar öncesine gittim. Ne kadar zaman geçmişti fark etmedim. Ben yaşlanmıştım, ama heyecanım sanki daha da gençleşmişti. Daha tecrübeli ve olgun…

Yana kaydı bakışlarım. Karanlık, “Hadi yürü!” diyordu. Öylesine gerçekti ki bir anda yaslandığım çınardan ayrıldım. Sırtımda hissettiğim boşluk ile uyandım. Havada dağılan duman ile efkarım ikiye katlandı. “Hey gidi günler!” dedim. Okul telaşı bitsin diye beklediğim o günleri özleyeceğimi bilemezdim. Gençlik gibi okul dönemleri de bir varmış bir yokmuş. Kıymeti bitince anlaşılıyormuş. Ah şu bitmeyen telaşeler! Her şeye şöyle bir göz ucuyla baktırıyor. Enerjimizin kontrol edilemiyor oluşundan belki de bu endişeler. Coşkun akan ırmak gibi oluyor insan gençliğinde. Durup soluklanmak için sabrı olmuyor.

Bir temmuz sıcağının eylül soğuğunu “yakacağını” bilmediğim zamanlardan önce idi. Eylülde başlayacak eğitim dönemi aklıma geldiğinde koca çınara koşardım. Heyecanımı, korkularımı ve ümitlerimi anlatırdım ona. Koca çınar da rüzgârsız gecede dallarını sağa sola sallayarak bana eşlik ederdi.

Akşam serinliği gece soğuğuna yerini bırakmaya hazırlandığı vakitlerde bir vaveyla koptu. Her yerden gelen gürültülerin, bağırış çağırışların ve arabaların korna seslerinin birbirine karıştığı dehşetli anlar yaşanıyordu. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını ilan eden ürkütücü bir gece yankılanıyordu her tarafta. O güne kadar aynı ekmeği paylaştığımız insanlarla aramıza uçurumun girdiği yakıcı temmuz sıcağı, hayatımızı altüst etmeye yetmişti. İlk başlarda bu karmaşa ile nasıl baş edeceğimi bilemedim. Biraz yorgun, biraz mahzun, biraz da kederli hâldeydim. Yazın kavurucu sıcağında, eylül soğuğunun beni daha çok yakacağını öğrendiğimde, kalbime binlerce okun aynı anda saplandığını hissetmiştim. Sanki acılar içinde yerde kıvranan bir “ben” vardı, bir de bu hâli izleyen ayrı bir “ben”. Beni ben yapan heyecanımı, ruhumdan söküp alıyorlardı. Ruhum bedenimden ayrılmıştı. Bir süre devam etti bu hâl. Sonra dilime dolanan, “Gerçek sabır, musibetin ilk şokunu yediğin anda gösterdiğin sabırdır.”[2] hadis meali ile ruhum bedenimle yeniden bütünleşti. Zor günlerin ardından heyecanımı bilen koca çınardan başkasına anlatmadım özlemimi. Bu gece çınara anlatacak yeni bir şey ile gelmiştim aslında. Ama hatıralar öylesine yer etmiş ki zihnimde, onlara uğramadan edemedim. Altüst olmuş hayatımın nakışlarını okumayı yeni öğrendim. Nereden bilebilirdim ki alıştığım düzenden başkasının bana yeni bir benlik kazandıracağını. Çayımı tazeletip “Hadi vira bismillah!” dedirteceğini.

Dipnotlar

[1] Heybetli.

[2] Buhari, Cenâiz, 32, 43; Ahkâm, 11; Müslim, Cenâiz, 14–15.

Benzer Yazılar