Yazar: Numan Erciyes
Çok sıcaktı. Pervanenin karşısında dinleniyordum. Ter yüzümden damla damla süzülüyor, elimdeki yelpazeyi sallamama rağmen serinlik bir türlü içime işlemiyordu. Birden aklıma geldi: Afrika’da, sahralarda, güneşin altında hayvanlar nasıl yaşar? Biz evimizde bile zorlanıyoruz. Onlar nasıl oluyor da hayatlarına devam ediyorlar?
Bu soru zihnime takıldı. Merakım giderek büyüdü. Dayanamadım, kitaplıktan birkaç kitabı aldım, ardından interneti açıp araştırmaya başladım. Karşıma ilginç bir başlık çıktı:
“Zebralardaki Çizgilerin Bir Sırrı Daha Çözüldü”
Zebraları hep siyah beyaz çizgileriyle bilirdim. Çocukken belgesellerde görür, boyama kitaplarında hayranlıkla boyardım. Ama hiç düşünmemiştim: Bu çizgiler neden var?
Okudukça şaşkınlığım arttı. Meğer bu çizgilerin birçok hikmeti varmış. Öncelikle sinek ve böcekleri uzaklaştırıyormuş. Çizgilerin ışığı yansıtma biçimi, böceklerin gözlerini yanıltıyor ve yaklaşmalarını engelliyormuş. Ayrıca optik bir yanılsama meydana getirerek zebraları çalılıklar arasında kamufle ediyormuş. Sürü hâlinde koşarken yırtıcıların kafası karışıyor, hangi hayvana saldıracaklarını kestiremiyorlarmış. Bir diğer hikmet ise, her zebranın çizgisi farklı olduğundan onların birbirlerini tanımalarını sağlamasıymış.
Ama en son keşfedilen hikmet bambaşkaydı: Zebraların vücut ısılarını düzenlemesi. Siyah bölgeler güneşi daha çok çekiyor, beyaz bölgeler daha az ısınıyordu. Aradaki sıcaklık farkı ise hava akımı oluşturuyordu. Sıcak hava yükseliyor, soğuk hava alçalıyor; bu hareketlerle zebranın üzerinde minik girdaplar oluşuyor ve hayvanın derisini serinletiyordu. Bilim insanları, bol çizgili zebraların deri sıcaklığının aynı coğrafyada yaşayan çizgisiz hayvanlardan üç derece daha düşük olduğunu ölçmüşlerdi. Bu fark, çölün kavurucu sıcağında hayat kurtarıcı mahiyetteydi.
Peki, neden sadece zebralarda bu çizgiler vardı? Cevap ise sindirim sistemindeydi. Zebraların midesi dört bölmeli değil, tek bölmeliydi. Geviş getiren inekler gibi yediklerini tekrar çiğneyemezlerdi. Bu yüzden azar azar ama sürekli otlamak zorundaydılar. Güneş altında daha fazla vakit geçirmek zorundaydılar. Rabbimiz, onları merhametiyle çizgili bir elbiseyle donatmış; âdeta görünmez bir klima giydirmişti.
Burada durup düşündüm: Ne büyük bir sanat, ne ince bir hesap! Biz insanların yıllarca çalışıp ürettiği vantilatörlerin bir benzeri, zebranın derisine kodlanmıştı.
Sonra içimde başka bir merak doğdu: Acaba başka canlılarda da sıcaklık ya da soğuklukla ilgili böyle ince ayarlar var mıydı? Araştırmaya devam ettim.
İlk karşıma çıkan canlı, kutup ayısı oldu. Onların beyaz kürkleri sadece kamuflaj değildi. Tüyleri aslında şeffaf ve içleri boş tüplerden oluşuyordu. Bu tüpler güneş ışığını içeri alıp deriye iletiyor, altlarındaki siyah deri de bu ışığı emiyordu. Böylece buzulların ortasında bile ısınabiliyorlardı. Buz üzerinde üşümeden yaşayan bir canlı, âdeta bize “Soğuğu veren de ısıtan da Allah’tır.” der gibiydi.
Sıcağa döndüğümde karşıma develer çıktı. Onların burun delikleri, nefesle verdiği su buharını tutup yeniden bedene kazandıracak şekilde yaratılmıştı. Hörgücünde biriken yağ deposu hem enerji hem de ısı yalıtımı sağlıyordu. Kanındaki alyuvarlar yüksek sıcaklıklarda bile pıhtılaşmadan dolaşabiliyordu. Bu özellikler olmasa, çölde bir devenin yaşaması imkansız olacaktı.
Küçücük bir canlı daha dikkatimi çekti: Namib Çöl Böceği. Çölün kavurucu kumlarında yaşamasına rağmen, sabahları sırtındaki özel çıkıntılarla sis damlalarını topluyor, bu damlaları ağzına doğru akıtıyordu. Rabbimizin lütfettiği bu yöntemle susuzluktan korunuyordu. İnsanın en ileri teknolojilerle bile taklit etmekte zorlanacağı bir su toplama sistemi, minicik bir böceğin sırtında vardı.
Soğuk bölgelerde ise penguenler hayranlık uyandırıyordu. Onlar buzulların ortasında yüzlerce, hatta binlerce bireyle toplanıp dev bir daire oluşturuyor, birbirlerine sokuluyorlardı. Dıştaki penguenler soğuğa göğüs gererken bir süre sonra içe geçiyor, içeridekiler ise dışarı çıkıyordu. Böylece hepsi sırayla ısınıyor ve hayatta kalıyorlardı. Bu sadece bir korunma değil, aynı zamanda kardeşlik sistemiydi.
Bütün bu örnekleri okudukça içimden şu cümle döküldü: “Rabbimiz her canlıya, yaşadığı iklime göre bir rızık, bir korunma ve bir hikmet vermiştir.”
Pervanenin altında otururken birden serinlik hissettim. Ama bu sefer esinti cihazdan değil, kalbime dolan huzurdan geliyordu.
