2026 Ocak 2026 Şiir

Veda

Güneşin ışıltısı suyun üstünde yansıyor.

Uzun zaman olmuş, unutmuşum martıların sesini,

denizin yosun kokusunu,

güneşin yakan sıcaklığında, teselli misali esen meltemi.

Ne yapmalı bu mazi kokan denizi?

Elden gelmiyor; gidiyor martıları çocukluğumun,

kalkarken ihtimâl bir gemi adalara —

meçhul bir dönüş vakti.

Taş surların arasında süt beyazı bir sessizlik, tutardı zamanı

eski bir dost gibi.

Sabahın serinliğinde, göğe bakan elleri,

avuçlarında bir sıcaklık —

sanki bulutları değil,

uçuşan bir masalı yakalar gibi.

Yağmurun ilk damlaları göründüğü zaman gökyüzünde,

şimdi bakıyorum: Yok bu minik eller ortalarda.

Yalnızca rüzgar, boş bir sokağın başında,

arıyor geçmişin cebinden düşmüş zamanı.

Sıcak boza kokan sokaklarda,

camın ardında bir gölge —

belki sobanın yanında uzanan bir kedi,

belki de mazinin ta kendisi.

Kırık bir merdivende birikmiş yaprakları

taşıyamıyor rüzgar;

izler sadece onları.

Yahya Efendi’den bakınca bir sis örtmüş şehri.

Bir ezan sesi dağılır ötelerde,

ardından sessizlik bozulur bir vapur düdüğüyle.

Kaybolan ufuktaki beyaz çizgi,

bir kuşun kanadına karışan bir akşam güneşi…

Renkler değişiyor, mevsim bitiyor belki de —

ama anılmıyor dillerde.

Yalnızca bozuluyor sessizliği kıyıda, nemli gözler.

Bir pencere önünde unutulmuş bir saksıda

kuruyan bir sardunya,

her gün eğiyor boynunu biraz daha suya hasret.

Kendini bırakmış rüzgâra,

duvar gölgelerinde saklanan bir veda.

Ve şimdi, izlerken martıların gidişini,

izlerim rıhtımda sessizce kalkan bu gemiyi —

dönmeyi unutmuş bakışlarını…