2026 Edebiyat Hilal Yıldız Mart 2026

Bir Yaz Akşamı ve Tanzanya’da Kalan Kalbim 

Hilal Yıldız

Sıcak bir yaz akşamıydı. Pek büyük olmayan bir salonda yirmi kadar arkadaşla bir araya geldik. Öğrenciler evlerine dönmüş, geriye sadece görevli arkadaşlar ve ben kalmıştık. Bizimle ilgili ablamız, akşam için bizi yurda davet etmişti. Günlük işlerimizi tamamladıktan sonra yurdun yolunu tutmuştuk.

Namaz vazifesi ve yemek faslından sonra tepegöz kuruldu. O akşam bize Türkçe Olimpiyatları’nı izleteceklerdi. O yıllarda yeni başlayan bu programlar büyük yankı uyandırmış, izleyen herkesin gönlünde derin izler bırakmıştı. Salonun ışıkları kapatıldı. Salonda çıt çıkmıyordu âdeta. Sanki bir kelime bile söylesek, programın büyüsü bozulacaktı.

Ekranda dünyanın dört bir yanından gelen çocuklar göründü. Her biri başka bir kültürden, başka bir iklimden gelmişti. Ama o çocuklar öyle güzel Türkçe konuşuyordu ki… Her kelimede bir incelik, her cümlede bir gayret, bir sevgi saklıydı. Kimi şiir okuyor, kimi şarkı söylüyor, kimi sadece gülümsüyordu. Hepsi yüreğimize dokundu. Küçücük bedenlerin taşıdığı koca bir sevda akıyordu ekrandan içimize.

Derken, bembeyaz elbiseler giymiş bir kız çocuğu sahneye çıktı. “Önden Giden Atlılar” şiirini okumaya başladı. Sesindeki titrek samimiyet, gözlerindeki parıltı, şiirin her kıtasında kalbime işledi. Nefes bile almadan dinledim. O an salonda değil, şiirin içinde bir yerdeydim sanki. Müzik, şiir, sahnedeki o küçücük yüreğin taşıdığı büyük dava… Beni derin bir düşünceye sürükledi.

Keşke ben de gidebilseydim uzak diyarlara, dedim içimden. Geçmişte benimle yurt dışı mülakatı yapan hocalarım geldi gözümün önüne.

“Her neresi olursa gider misin?”
“Giderim,” demiştim.
“Mesela Tanzanya’ya?”
“Giderim.”
“Neden?”
“Allah rızası için, tabii.”

Ne kolay söyledim o zamanlar… Ne büyük bir hayaldi aslında. Gitmek… Koşmak… Hizmet etmek… Bir çocuğun gözünde ışık olmak…

Ama sonra beni gönderemeyen ablam geldi aklıma. Belki yaşım küçüktü, belki zamanı değildi. Ama içimdeki o çağrı, hiç susmadı. Keşke dememek için, ne çok keşke biriktirdim yıllar içinde. Keşke izin verseydin… Keşke dünyanın herhangi bir köşesinde Allah rızası için koşturan o güzel insanların arasında, bir atlı da ben olabilseydim…

Âh… Aradan yıllar geçti. Ne ben bir atlı olabildim ne de bu hayalimden, bu umudumdan vazgeçtim. Yıllar geçti ama içimdeki sızı aynı kaldı. Her Türkçe Olimpiyatı videosunda, her mazlum coğrafya haberinde içim yeniden sızladı.

Benim kalbim, hiç gitmese de hep Tanzanya’da kaldı. Oraya adım atmasam da yüreğim orada bir çocuğun elini tutuyor, bir annenin duasına karışıyor, bir okulun kapısından içeri giriyor sanki. Belki de insan bazen bir yere gitmeden de orada olur. Kalbiyle, duasıyla, hayaliyle…

Ama yine de bilirim… Gitmek başkadır. Koşmak başkadır. “Önden giden atlılar” gibi iz bırakmak başkadır. Ben o izleri uzaktan seviyorum ve içimden geçen o dua hâlâ taptaze:

Bir gün, belki bir gün…